İşletme - Davranış Bilimleri 1 - 7. ünite

29 Aralık 2012 Cumartesi0 yorum

İşletme - Davranış Bilimleri 1 - 7. ünite
Download için tıklayın:
İşletme 1. Dönem Davranış Bilimleri 1 aofdersnotlari.com

Bu üniteyi tamamladıktan sonra;
Değişme olgusu ile ilgili sosyolojik tartışmaları özetleyebilecek,
Nüfus ve değişme arasındaki ilişkileri açıklayabilecek ve nüfus sorunlarını
özetleyebilecek,
Kent, nüfus ve değişme arasındaki ilişkileri açıklayabilecek,
Kent, kentleşme süreci ve ilgili kavramları tanımlayabilecek,
Kent sosyolojisindeki tartışmaları değerlendirebilecek,
Türkiye’de kentleşme süreci ile ilgili tartışmaları özetleyebileceksiniz.








İçindekiler
• Toplumsal Değişme
• Nüfus
• DemograŞ
• Kent
• Kentleşme
• Kent Sosyolojisi
Anahtar Kavramlar
Amaçlarımız
NN
NNNN
Davranış Bilimleri-I
• TOPLUMSAL DEĞİŞME KAVRAMI
• NÜFUS VE DEMOGRAFİ
• KENT VE KENTLEŞMEYE
SOSYOLOJİK BAKIŞ
Toplumsal Değişme
Sürecinde Kentleşme
ve Nüfus
7DAVRANIŞ BİLİMLERİ-I
TOPLUMSAL DEĞİŞME KAVRAMI
Sosyolojinin temel ilgi alanlarından biri olan toplumsal değişme kavramı, Avrupa’da
ortaya çıkan iki önemli sosyal değişim olgusundan oldukça etkilenmiştir: Endüstri
Devrimi ve Fransız Devrimi. Diğer bir ifade ile bu iki tarihsel gelişme, sosyolojinin
öncüleri ve kurucuları açısından bir çıkış noktası olurken ortaya çıkan ya
da çıkmakta olan yeni toplum yapısının incelenmesinde toplumsal değişme kavramı
nın içeriği kullanılmıştır.
Toplumsal değişmenin gerçekleşmesinde etkili olan faktörleri iki başlık altında
toplamak mümkündür: topluluk ya da topluma özgü olan içsel etmenler (endogenous)
ve dışsal etmenler (exogenous). İçsel etmenler, altyapısal unsurlar, onları
n topluluk ya da toplum üyeleri arasındaki dağılımı ve üyelerin bu kaynak ve
hizmetlere ulaşabilmesini içermektedir. Topluluk ya da toplum kendi içinde homojen
bir nitelik göstermeyebilir. Farklı şekillerde üyelerin gruplandırılması ya da
kategorileştirilmesi söz konusu olabilmektedir. Bu sınışandırmalarda etkili olan
unsurlar arasında ise toplumsal sınıf, toplumsal cinsiyet, etnisite ve ırk farklılıkları,
coğraŞ ve iklimsel farklılıklar ve yaşa dayanan gruplamalar yer alabilmektedir. Bu
etmenlerin tümü genel olarak topluluk ya da toplum içindeki uyumun ya da çatışmanı
n ve dolayısıyla toplumsal değişmenin itici güçleri arasında kabul edilebilir.
Dışsal etmenler ise insan gücünün kontrol edebilirliğinin dışındaki yer alan etmenleri
içermektedir. Doğal afetler, teknolojinin beklenmedik sonuçları (gizli /bozuk
işlev) bu başlık altında değerlendirilebilir. Bununla birlikte, sosyal değişme sürecindeki
tüm yapısal etmenler şu şekilde sıralanabilir: demograŞ, teknoloji, kültür,
politika, ekonomi ve eğitim.
Burada unutulmaması gereken en önemli noktalardan bir tanesi tüm bu unsurların analitik
amaçlı olarak birbirlerinden ayrıldıkları, farklı bir ifade ile, “ideal tip” olduklarıdır.
Diğer bir deyişle, bahsi geçen faktörlerin hepsi birbirleri ile ilişkili bir şekilde var olabilmektedirler.
Aile planlaması politikaları ile demograŞ, ekonomi, eğitim, teknoloji ve kültür
arasındaki bağlantılar bu duruma örnek olarak verilebilir. Nüfusun artması ve bunu
takip eden ekonomik kaynakların dağıtılmasındaki sorunlar, nüfusu kontrol altına alınması
nı amaçlayan aile planlaması politikalarının hayata geçirilmesine neden olabilirken
bu politikaların toplum üyelerine eğitim yolu ile kazandırılması söz konusu olabilmektedir.
Ağırlıklı olarak teknolojik altyapıya sahip olan aile planlaması yöntemlerinin ise zaman
zaman kültürel yapı ile çatışma içine girmesi mümkün olabilmektedir.
Toplumsal Değişme
Sürecinde Kentleşme
ve Nüfus
S O R U
D İ K K A T
SIRA SİZDE
DÜŞÜNELİM
SIRA SİZDE
S O R U
DÜŞÜNELİM
D İ K K A T
SIRA SİZDE SIRA SİZDE
AMAÇLARIMIZN NAMAÇLARIMIZ
K İ T A P
T E L E V İ Z Y O N
K İ T A P
T E L E V İ Z Y O N
İ N T E R N E T İ N T E R N E T
Toplumsal değişmenin
gerçekleşmesinde içsel ve
dışsal olmak üzere iki grup
faktör etkilidir.
Giddens (2008: 64) tarafından yapılan bir başka sınışamaya göre ise sosyoloji
literatüründe toplumsal değişme üzerinde olan etkiler üç başlık altında ele
alınabilmektedir: kültürel etkenler, Şziksel çevre, siyasal örgütler. Bu faktörlere
ek olarak nüfus, teknoloji ve ekonominin de söz konusu unsurlar arasında yer
alabilmektedir.
Kültürel Etkenler
Bu başlık altında din önemli bir yer tutmaktadır. Dinin muhafazakâr ya da ilerletici
kimliği bu durumun temel nedenidir denilebilir. Kültür başlığı altında ele alınabilecek
bir diğer kavram ise iletişimdir. İletişim sistemlerinin yapısı olarak da nitelendirilen
yazının bulunması, kayıtların tutulması konusunda ilerlemelere neden
olmuştur ve böylelikle örgütsel yapılanmanın önemli ayaklarından birisi olan kontrol
mekanizmasının var olması ve işlemesi mümkün hâle gelmiştir. Buna ek olarak
yazı, bir anlamda toplumsal hafızanın bir aracısı konumuna yükselmiş ve toplumlar
arası karşılaştırma yapmanın ve değişimin yönünü keşfetmenin bir aracısı
olmuştur.
Şziksel Etkenler
CoğraŞ ve iklimsel farklılıklar, insan topluluklarının oluşum biçimlerinde çeşitlili-
ğin olmasına katkıda bulunan unsurlar arasındadır. Diğer bir deyişle, Avrupa kıtası
nda yer alan topluluklar ile Afrika kıtasında yer alan topluluklar arasındaki farklı
lıkların arka planında yer alan faktörler arasında söz konusu toplulukların yaşadı
kları coğrafya, bu coğrafyaya özgü iklimsel unsurlar yer almaktadır denilebilir.
Bununla birlikte, hem Avrupa hem de Afrika kıtasının kendi içlerinde de bütünü
ile homojen bir niteliğe sahip olduğunu ileri sürmek güçtür.
Siyasal Örgütlenmeler
Sosyolojik olarak ele alındığında tüm toplumlar için geçerli olacak bir toplum yapı
sı sınışandırması oluşturma Şkri, bu düşünce geleneğinde hâkim olan bakış açı-
larından bir tanesidir. Bununla birlikte, bu evrensel nitelik gösteren siyasi örgütlenmeler
her toplum içinde kendine özgü yorumlar ile de var olabilmişlerdir. Max
Weber’in otorite, güç ve bürokrasi kavramları; Karl Marx’ın ekonomik temelli siyasal
örgütlenme üzerine görüşleri bu tür girişimin önemli örnekleri arasında yer
almaktadır.
Nüfus
Nüfusun kompozisyonunda yaşanan farklılaşmalar (nüfusun artışı ya da azalışı, yatay
ve dikey hareketlilik vb.), kendileri de bir değişme olmasına rağmen, sosyal ve
kültürel değişimin itici gücü olarak kabul edilmektedir. Nüfustaki değişim, toplumun
ekonomik ve politik alanında da farklılaşmalara neden olabilmektedir. Bu
durumda nüfusun değişmesinde etkili olabilecek unsurları da dikkate almak gerekmektedir.
Deprem, sel gibi doğal afetler ile savaş, nükleer santraller gibi imal
edilmiş afetler bir yandan neden olduğu yaşam kayıpları ve göç hareketleri nedeni
ile nüfusun azalmasına yol açarken diğer taraftan bu afetlere tepki olarak doğurganlı
k oranlarında artışa da sebep olabilmektedir. Buna ek olarak, teknoloji ve tıptaki
gelişmeler yaşam süresinin artmasına; ekonomik olarak refah seviyesinin yükselmesi
de yaşam kalitesinde olumlu yönde gelişmelere neden olabilmektedir.
162 Davranış Bilimleri-I
Giddens’a göre toplumsal
değişme üzerinde etkili olan
faktörler kültürel etkenler,
Şziksel çevre ve siyasal
örgütler olmak üzere 3
başlıkta gruplandırılabilir.
Teknoloji
İnsan ve toplumların yaşamını kolaylaştıran en önemli etmenlerden biri olan teknoloji,
bilimsel bilginin bireysel ve toplumsal sıkıntılara uyarlanması sonucunda
ortaya çıkmıştır. Bu noktada bilim ve teknolojinin birbirinden ayrılmaz iki kavram
olduğunu ileri sürmek mümkündür. Teknolojinin ürünü olan pek çok aracın kullanı
lması beraberinde sosyal değişmeyi getirmektedir. Tarımda sabanın kullanılması,
Endüstri Devrimi ile birlikte üretim sürecinde yaşanılan değişmeler bu duruma
örnek olarak verilebilir.
Toplumun temel bileşeni olarak değişme olgusunu gören Sztompka (2006: 20-
23), onun aynı anda her yerde olabilme özelliğine rağmen, hızı, kapsamı, derinli-
ği ve temposu bakımından toplumlar arasında farklılıklar gösterdiğini ifade etmektedir.
Değişme, ona göre modern toplumlarda yaygın, hızlı ve belirginlik gösteren
bir olgudur ve çeşitli başlıklar altında sınışandırılabilir:
1. Nüfus kompozisyonundaki değişim (göç, demograŞk büyüme gibi),
2. Yapının değişmesi (arkadaşlık bağlarının kristalleşmesi, liderliğin ortaya çıkması
gibi),
3. İşlevlerin değişmesi (mesleki hareketlilik, ailenin ekonomik rolünün azalması,
refah devletinin düşüşü gibi),
4. Diğer alanlar ile bağların ve sınırların değişmesi (evlilik ile ailelerin birbirine
bağlanması, kooperasyonların birleşmesi gibi),
5. Çevrenin değişmesi (baskın olan imparatorluğun yıkılması, petrol alanları-
nın keşfedilmesi, deprem gibi büyük ölçekli afetler).
Bu başlıkların her birinde meydana gelen değişimlerin büyüklükleri, önemlilikleri
birbirinden farklılıklar gösterebilmektedir. Bazıları bir bütün olarak sosyal alan
içinde kökten değişikliklere neden olmaz iken bazıları ise daha radikal etkilere sahip
olabilmektedir. Farklı bir ifade ile yapı ve işlevlerinde meydana gelen niteliksel
değişmeler bu tür radikal dönüşümün örneği olabilmektedir; kapitalizmin ortaya
çıkışı, modern toplumlarda gözlemlenen sekülerleşme süreçleri gibi. Buradan
toplumsal değişme ile sosyal süreçler arasındaki bağlantıyı da gözlemlemek mümkündür.
Kentleşme, küreselleşme, sanayileşme gibi süreçler şu ana kadar bahsedilen
değişimlerin somutlaştığı alanlar olarak kabul edilmektedir.
Hoffman (2006: 559-561) toplumsal değişme olgusu ile ilgili olarak üç temel soru
üzerinde durmanın gerekli olduğunu ifade etmektedir: Değişme doğal ve normal
mi; kaynağı nedir ve son olarak hızı nedir? İlk madde ile ilgili olarak modern
öncesi ve modern toplumların farklılık gösterdiğini ileri sürmek mümkündür. Modern
öncesi toplumlarda değişme dışsal ve problematik bir unsur olarak değerlendirilmektedir.
Diğer bir deyişle, geçmişin yüceltildiği, geleneklerin büyük önem
gördüğü bu toplumlarda değişme olgusu kuşku ve düşmanca bir tutum ile karşı
karşıyadır. Modern toplumlarda ise bu tutumların derecesi daha azdır. Değişim,
ilerleme ile eş tutulmuş ve gerekli bir süreç olarak algılanmıştır. Aydınlanma süreci
bu tür bakış açısının ilk örneğini oluşturmaktadır. Bununla birlikte her iki toplum
yapısında da karşıt görüşlerin bulunduğunu söylemek mümkündür. Değişmenin
kaynağı ile ilgili olarak ise, “toplumların neden değiştiği”ne yanıt veren açıklamaları
kullanmak mümkündür. İdealistler, Şkirleri otonom varlıklar olarak değerlendirmekte
ve değişmenin kaynağında bunları görmektedir. Materyalistler ise, bireylerin
dışındaki kuvvetler tarafından değişmenin gerçekleştirildiğini ileri sürmektedirler.
Bu noktada bu bakış açısının da idealist özelliklere sahip olduğunu söylemek
mümkündür. Genel olarak, Şkirlerin, teknolojinin, ekonomik ve politik yapı-
nın bir arada değişime neden olduğu kabul edilmektedir. Değişme olgusu ile ilgi-
7. Ünite - Toplumsal Değişme Sürecinde Kentleşme ve Nüfus 163
li son soru, değişmenin sürekliliğine vurgu yapmaktadır. Buna ek olarak değişmenin
niteliksel olarak farklılığını da tartışmaktadır. Devrimsel bir değişimin varlığından
bahseden görüşlere karşılık evrimsel bir değişimi savunan görüşlerin bu başlı
k altında yer aldığı söylenebilir.
On yıl öncesi ile bugünü karşılaştırdığınızda toplumsal hayatınızın hangi alanlarında de-
ğişmeler yaşanmış olabilir?
NÜFUS VE DEMOGRAFİ
Değişme olgusu ile nüfus arasındaki organik ilişkiden ünitenin ilk kısmında kısaca
bahsedilmişti. Bu kısımda ise söz konusu bağlantılar daha ayrıntılı bir şekilde ele
alınmaktadır. Toplumsal değişme açısından nüfus oldukça önemlidir. Toplumların
bugün ve gelecekteki sosyal ihtiyaçlarının belirlenmesi ve bunların karşılanması yönündeki
plan ve politikaların belirlenmesi için nüfusa dair verilerin işlevsel özelliği
bulunmaktadır. Bu durum ise yeni bir çalışma alanının ortaya çıkmasına neden olmuştur.
DemograŞ, diğer bir deyişle nüfus bilimi, nüfusun büyüklüğü, dağılımı,
yaş, toplumsal cinsiyet, etnik köken, refah bakımından yapısı, doğum, ölüm oranları,
göç ve gelecek eğilimlerini araştırmaktadır. Bu araştırmaları yapma biçimine
bağlı olarak iki çeşit demograŞnin varlığından bahsetmek mümkündür: Formel ve
sosyal demograŞ. Formel demograŞ, nüfusun matematiksel yönü ile ilgilenmekte
ve istatistiksel analizler yapmaktadır. Diğer bir deyişle, doğurganlık ve ölüm araları
ndaki mevcut eğilimler, bu eğilimleri etkileyen faktörler ve bunların nüfus artışları
üzerindeki etkilerini incelemektedir. Sosyal demograŞ, toplumsal ve kültürel faktörlerin
nüfus üzerine etkisini incelemektedir. DemograŞnin alt alanları ile ilgili bir
diğer sınışama ise onu tarihsel ve toplumsal demograŞ olmak üzere iki başlık altında
ele almaktadır. Tarihsel demograŞ, geçmişteki toplumların büyüklüğü ve yapısı
ile demograŞk özellikleri, ekonomik ve politik yapısı arasındaki bağlantıyı incelemektedir.
Toplumsal demograŞ ise, bir önceki sınışamada yer alan tanımlama ile
özdeştir. Bir toplumda nüfusun görünümünü etkileyen üç faktörden bahsetmek
mümkündür (Giddens, 2008: 64): Doğumlar, ölümler ve göçler.
Bruce ve Yearley (2006: 66) demograŞ tartışmalarında sıklıkla kullanılan kavramlardan
birinin “demograŞk dönüşüm” olduğunu ifade etmektedirler. Bu kavram,
özellikle tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişte nüfusta yaşanan değişimleri
kapsamaktadır. Tarım toplumlarında doğum ve ölüm oranları yüksek iken
sanayileşmenin erken dönemlerinde ölüm oranlarında düşüş yaşanmış, bununla
birlikte doğum oranları yüksek seviyelerde kalmayı sürdürmüştür. Bunun sonucunda
ise nüfusta önemli bir artış yaşanmıştır. Daha sonraki dönemlerde ise do-
ğum oranında da azalmanın yaşanması nüfusun genel olarak bir denge içinde olması
na neden olmuştur. Bununla birlikte bu bakış açısında sıkıntılı olan nokta, bu
gelişimin 21.yy. modernleşme sürecinin erken dönemlerinde olan Batı dışı toplumlarda
da yaşanıp yaşanamayacağıdır. Genel eğilimin bu toplumlarda Batıdan farklı
olarak, nüfus artışının daha fazla olduğunu söylemek mümkündür.
Nüfus İle İlgili Sorunlar
Nüfus ile ilgili sorunlar denilince ele alınması gereken kavramlardan biri “eşitsizlik”
tir. Sosyolojik olarak eşitsizlikleri dört başlık altında ele almak mümkün iken
(sosyal sınıf, toplumsal cinsiyet, ırk ve etnik köken, yaş temelli ayrımcılık), küreselleşme
olgusu ile küresel ölçekte eşitsizlikleri ifade eden “küresel tabakalaşma”
(Henslin, 2008: 234) kavramını da bu listeye eklemek mümkündür.
164 Davranış Bilimleri-I
S O R U
D İ K K A T
SIRA SİZDE
DÜŞÜNELİM
SIRA SİZDE
S O R U
DÜŞÜNELİM
D İ K K A T
SIRA SİZDE SIRA SİZDE
AMAÇLARIMIZN NAMAÇLARIMIZ
K İ T A P
T E L E V İ Z Y O N
K İ T A P
T E L E V İ Z Y O N
İ N T E R N E T İ N T E R N E T
1
DemograŞnin formel ve
sosyal demograŞ olmak
üzere iki çeşidi vardır.
Formel demograŞ, nüfusun
matematiksel yönüyle
ilgilenirken, sosyal
demograŞ toplumsal ve
kültürel faktörlere odaklanır.
Eşitsizlik ile sıklıkla ele alınan bir diğer kavram olan “incinebilirlik (vulnerability)”
de nüfusun tümünün kaynaklara eşit bir şekilde ulaşamaması sonucunda ortaya
çıkmaktadır. Eğitim, sağlık, politik, kültürel ve sosyal alan içindeki kaynak da-
ğılımının eşitsiz gerçekleşmesi, incinebilirliği yüksek olan grupların ya da farklı bir
ifade ile risk gruplarının oluşmasına neden olmaktadır.
Toplumun normal işleyişi sürecinde de var olan bu olgu, statükonun bozulması
durumunda daha da derin bir sorun haline gelmektedir. Söz konusu statükonun
bozulduğu anlara örnek olarak afetlerin ortaya çıkması verilebilir. Deprem, sel,
hortum, salgın hastalık gibi geniş nüfus kitlelerini olumsuz yönde etkileyebilme
potansiyeline sahip olan afetler, toplumun her kesimini olumsuz yönde etkilememekte
ve incinebilirliği yüksek olan risk gruplarının durumunu daha da kötü hale
getirebilmektedir (Odabaş, 2010: 30-32).
Türkiye’de ya da dünyanın farklı yerlerinde statükonun bozulmasına örnekler veriniz.
Eşitsizlik olgusunun toplumsal yaşamın hemen hemen her alanında ortaya çıktığı
nı söylemek mümkündür. Eğitim, sağlık, altyapı, politik haklar gibi hizmet ve haklara
ek olarak, kültürel boyutta var olan damgalama ve ötekileştirme süreçlerine
maruz kalma da bu eşitsizliğin deneyimlendiği durumlar olarak değerlendirilebilir.
Küresel ölçekte eşitsizliklerin somut bir şekilde gözlemlendiği alanlardan bir tanesi,
iş gücü (emek) olgusunu içermektedir. Kuzey ya da Batı olarak kavramsallaştı
rılan gelişmiş ülkelerde başlayan ve zaman içinde Türkiye gibi gelişmekte olan
ülkelerde de gözlemlenen üretim süreçlerinin emeğin ucuz olduğu Uzakdoğu ya
da PasiŞk ülkelerinde gerçekleştirilmesi, artı değer olgusunun daha da artmasına
neden olabilmektedir. Benzer işi; Batı ya da Kuzeydeki ülkelerde yapan işçilerden
farklı olarak Çin, Endonezya, Bangladeş gibi ülkelerdeki emek gücü daha kötü koşullarda
ve daha az ücret karşılığında gerçekleştirmektedir. Bu noktada, küresel ölçekte
emek gücü özelinde bir hiyerarşik yapılanmanın varlığından söz etmek
mümkündür. Söz konusu az gelişmiş ülkelerdeki emeğin ucuz olmasına etkide bulunan
faktörlerden birinin de nüfus kalabalıklığı ya da nüfus yoğunluğunun fazlalığı
olduğu ileri sürülebilir:
7. Ünite - Toplumsal Değişme Sürecinde Kentleşme ve Nüfus 165
S O R U
D İ K K A T
SIRA SİZDE
DÜŞÜNELİM
SIRA SİZDE
S O R U
DÜŞÜNELİM
D İ K K A T
SIRA SİZDE SIRA SİZDE
AMAÇLARIMIZN NAMAÇLARIMIZ
K İ T A P
T E L E V İ Z Y O N
K İ T A P
T E L E V İ Z Y O N
İ N T E R N E T İ N T E R N E T
2
Sosyolojik kavramlar
arasında yer alan
ötekileştirme, bir diğer
kavram olan damgalama ile
birlikte sıklıkla
kullanılmaktadır.
Ötekileştirme genel olarak,
hoşlanılmayan, istenilmeyen
özelliklere sahip olanlar için
kullanılan bir kavram olarak
karşımıza çıkmaktadır. Buna
ek, bahsi geçen olumsuz
özeliklerin, sahip olduğu
iddia edilen kişi ya da
kişilerde gerçekte olmaması
oldukça yüksek bir
olasılıktır. Bir diğer kavram
olan damgalama ise,
sosyolojik olarak, kişi ya da
kişilerin sosyal kimliklerini
ya da sosyal değerlerini
küçültmek, azaltmak amacı
ile kullanılan olumsuz
etiketlemeleri içermektedir.
Resim 7.1
Haiphong Termal
Enerji Santrali
İnşasında Çalışan
Çinli İşçilerin
Kaldıkları Yurt
(Trung Son,
Vietnam)
Kaynak: Wong, E. (2009), http://www.nytimes.com/2009/12/21/world/asia/21china.html?_r=1
Eşitsizlik olgusunun gözlemlendiği bir diğer alan ise sosyal sınıf çerçevesinde ele
alınmaktadır. Ekonomik kaynaklara ulaşma konusunda nüfusun tamamının eşit fırsat
ve haklara sahip olmadığı görüşünü kabul eden bu bakışa örnek olarak, yukarı-
daki örnekte de görüldüğü gibi eşit işe eşit ücret alamama, iş ile ilgili haklardan yoksun
olma ve işsizlik verilebilir. Sağlık bakımının ticarileşmesi sürecine paralel olarak,
alt sosyo-ekonomik seviyede yer alanların bu hizmetlerden en düşük seviyede faydalanması
ya da hiç faydalanamaması da bir diğer örnek olarak kabul edilebilir.
Toplumsal cinsiyet temelli eşitsizlik tartışmalarında ise kadının toplum içindeki
statüsünün düşüklüğü ele alınmaktadır. Söz konusu düşüklüğün arkasında ataerkil
düşüncenin etkisininin büyük olduğu sıklıkla ifade edilmektedir. Kızların okula gidememesi,
ekonomik ve politik alanda yoğun bir şekilde yer alamaması, toplumsal
cinsiyet temelli eşitsizliğin somut örnekleri arasında sıralanmaktadır.
Etnik köken ve ırksal farklılıklara sahip gruplara yönelik toplum içinde var olan
önyargı ve ayrımcılık, eşitsizliğin temelini oluşturmaktadır. Biyolojik farklılıklara
vurgu yapan ırk tartışmaları ve kültürel farklılıklar üzerine inşa edilen etnik köken
kavramsallaştırmalarının özünü, üstünlük (superiority) algısı oluşturmaktadır. Bir
ırkın diğerine ya da bir grubun diğer bir gruba nazaran daha üstün olduğu anlayı-
şı sosyal bilimler literatüründe azınlık grup ve baskın grup kavramlarına işaret
etmektedir. Bu farklılıklar, diğer eşitsizlik alanlarında olduğu gibi politik, ekonomik,
sosyal ve kültürel alanlarda hak ve sorumluluklara ulaşmayı engellemektedir.
Yaş temelli ayrımcılık ise, nüfusun giderek yaşlanması sorunu ile yakın ilişki
içindedir. Henslin (2010: 372-391), yaşlanma olgusunun farklı toplumlarda değişik
şekillerde ele alındığını ifade etmektedir. Kimi kültürlerde, statü kazanımı söz
konusu iken; kimi toplumlarda da statü kaybı yaşanmaktadır. Özellikle sanayileşmiş
toplumlarda refah toplumunun ortaya çıkması, nüfusun yaşam kalitesinin
yükselmesine, yaşam sürelerinin artmasına neden olmuştur. Olumlu yönde yaşanan
bu gelişmeler ise beraberinde nüfusun giderek yaşlanmasına yol açmıştır.
Yaşlanan nüfusun ihtiyaçlarının karşılanması ise nüfus yoğunluğu nedeni ile, bu
toplumlarda ekonomik anlamlarda sorunların yaşanmasına neden olmaktadır. Bakı
m, sağlık gibi hizmetlerin sağlanması için vergilerin artması bu sorunlardan bir
tanesidir. Huzurevlerinde yaşanan sıkıntılar (altyapı ve personel yetersizliği ve kalite
düşüklüğü, personel ve yaşlılar arasında yaşanan çatışmalar bu sıkıntılara örnek
olarak verilebilir), yaşlılara yönelik olarak taciz (hem yakınları hem de bakı-
cıları tarafından uygulanabildiği görülen), statü düşüklüğü, psikolojik sorunlar,
bedensel engeller ve sorunlar ve yoksulluk yaşlılık sürecinde sıkça gözlemlenen
problemler olarak kabul edilmektedir.
Küresel ölçekte ele alındığında nüfusun giderek artması, yukarıda bahsedilen
sorunlara ek olarak Şziksel çevreyi de olumsuz yönde etkilemektedir. Sanayileşme
süreci ile birlikte, çevre tahribatı kitlesel bir nitelik göstermeye başlamıştır. Önceleri
ulus-devlet sınırları içinde ele alınabilecek olan çevre sorunları artık günümüzde
küresel bir yaygınlık sergilemektedir. Doğal kaynakların bilinçsiz bir şekilde tüketilmesi,
nüfus yoğunluğu, çevre tahribatı ve kirliliği, hızlı ve çarpık kentleşme,
bu sorun ile ilgili politika ve yaptırımların yetersiz oluşu, bireysel düzeyde çevre
bilincinin oluşmaması, küresel ölçekteki eşitsizlikler (ağır sanayinin Batı toplumları
ndan az gelişmiş toplumlara kaydırılması örneğinde olduğu gibi) çevre sorunları
nın derecesini giderek arttırmaktadır. Bunun sonucunda ise, doğal kaynakların
giderek azalması ve bu kaynakların kullanımı (kim ve nasıl kullanacak soruları burada
oldukça önemlidir) küresel ölçekte kaynak savaşlarının ortaya çıkmasına neden
olmaktadır.
166 Davranış Bilimleri-I
Azınlık grup kavramı,
toplumun geneli ile
karşılaştırıldığında, hak ve
hizmetlerden eşit derecede
faydalanamayan kişileri
ifade etmektedir. Bu
kavramın karşısında yer
alan baskın grup ise,
toplum içinde ayrıcalıklı
statüleri ve güçleri olan
grubu içermektedir.
Nüfusu artışı ve çevre sorunları ile ilgili olarak http://www.nato.int/docu/review/2011/Climate-
Action/Population_growth_challenge/TR/index.htm adresinde yer alan makaleyi
okuyabilirsiniz.
Nüfus, Göç, Toplumsal Değişme ve Kentleşme
Nüfus kavramını genel olarak iki başlık altında ele almak mümkündür (Caldwell,
2003: 216-221): kapalı ve açık nüfus. Bu tür bir sınışamada, nüfusun artmasına ve
azalmasına etki eden göç olgusunun önemli olduğu söylenebilir. Diğer bir deyişle
kapalı nüfusta göç alma ya da göç verme gözlenmezken açık nüfusta bu iki olguyu
görmek söz konusu olabilmektedir. Kapalı nüfusta değişim özellikle doğum ve
ölüm ile gerçekleşirken açık nüfusta bu etmenlere göç olgusu da eklenmektedir.
Nüfusun coğraŞ mekân bakımından hareketlilik içinde olması göç olgusunu
beraberinde getirmektedir. Ekonomik, sosyal ve politik fırsatlar ya da kısıtlıklar,
afetler, savaş gibi çeşitli etmenler bu nüfus hareketlerinin ortaya çıkmasında etkili
olan faktörler arasındadır. Ulus-devlet sınırları içinde ya da bu sınırları aşan bu hareket,
hem göç edenin ait olduğu topluluk ya da toplumda hem de göç ettiği topluluk
ya da toplumun kültüründe değişikliğe neden olabilmektedir. İç göç ve dış
göç şeklinde yapılan bir ayrım, göç olgusunda kabul görmüş bir sınışamadır. Ulusdevlet
sınırları içinde olan nüfus hareketliliği iç göç olarak kavramsallaştırılırken
diğeri dış göç olarak tanımlanmaktadır. İç göç olgusu, ağırlıklı olarak kırsal alandan
kentsel alana doğru bir hareketi temsil etmektedir. Benzer şekilde dış göç olgusunun
da genel olarak, az gelişmiş ya da gelişmekte olan toplumlardan gelişmiş
toplumlara doğru bir yönelim içinde olduğunu söylemek mümkündür.
Bruce ve Yearley (2006: 197-198) özellikle dış göç olgusu ile modernleşme arası
nda ilişki bulunduğunu ileri sürmektedir. Diğer bir deyişle, ulusal sınırların çizilmesi
modernleşme sürecinde yaşanan bir olgudur ve bundan dolayı özellikle dış
göç, bu sürecin bir ürünü olarak kabul edilebilir. Buna ek olarak denizaşırı ulaşı-
7. Ünite - Toplumsal Değişme Sürecinde Kentleşme ve Nüfus 167
Resim 7.2
Giderek tükenen
doğal kaynaklar
Kaynak: http://www.nato.int/docu/review/2011/ClimateAction/Population_growth_
challenge/TR/index.htm
S O R U
D İ K K A T
SIRA SİZDE
DÜŞÜNELİM
SIRA SİZDE
S O R U
DÜŞÜNELİM
D İ K K A T
SIRA SİZDE SIRA SİZDE
AMAÇLARIMIZN NAMAÇLARIMIZ
K İ T A P
T E L E V İ Z Y O N
K İ T A P
T E L E V İ Z Y O N
İ N T E R N E T İ N T E R N E T
Kapalı nüfusta göç alma
yada verme gözlenmezken,
açık nüfusta bu iki olgu
görülebilir.
mı sağlayacak araçların ve teknolojinin gelişmesi de göç olgusu ile modernleşme
arasındaki bağlantıyı ortaya koyan bir diğer gelişme olarak kabul edilmektedir.
Genel olarak göç olgusu üzerine etkili olan ögeleri iki başlık altında toplamak
mümkündür: itici ve çekici güçler. İtici güçler, belirli bir coğraŞ mekândaki nüfusun
başka bir coğraŞ mekâna gitmesine neden olabilmektedirler. Kentin sosyal
hizmetler (eğitim, sağlık gibi) bakımından daha fazla imkâna sahip olması, ekonomik
fırsatlar yaratma kapasitesi bakımından kırsal alana göre daha güçlü olması çekici
faktörler olarak tanımlanmaktadır. Çekici güçler, hareket eden nüfusun tercih
ettiği yeni yaşam alanına gitmesinde etkili olan unsurları ifade etmektedirler. Bu
noktada nüfusun hareketi iki şekilde olmaktadır denilebilir: göç verme ve göç alma.
Daha iyi bir iş bulma, daha kaliteli eğitim alabilme, sosyal ve politik hak ve
sorumluluklardan daha fazla yararlanabilme beklentileri, temiz su, temiz hava ya
da yaşamaya elverişli coğraŞ mekânların varlığı çekici güç olarak değerlendirilebilir.
Aynı şekilde bu etmenler göç olgusunun itici güçleri olarak da ele alınabilir. Di-
ğer bir deyişle, göç veren topluluk ya da toplumda biraz önce bahsedilen hizmetlerin
olmaması ya da düşük kalitede var olması, sosyal ve kültürel baskının fazla
olması, buna ek olarak doğal kaynaklara sahip olamama ya da bu kaynakların nitelik
olarak daha kötü durumda olması kişilerin başka yerlere göç etmesine yol
açabilmektedir. İtici faktörler genellikle kırsal alana ait iken çekici faktörler de
kentsel alana aittir.
Türkiye’deki iç ve dış göç olgularında etkili olan itici ve çekici güçlerden örnekler veriniz.
KENT VE KENTLEŞMEYE SOSYOLOJİK BAKIŞ
Kent, kentlilik ve kentleşme kavramları, sosyolojinin erken dönemlerinden itibaren
temel ilgi alanlarından birini oluşturmaktadır. Kent, sanayi toplumuna ya da
modern topluma özgü bir olgu değildir. Göçebe hayattan yerleşik hayata geçiş ile
birlikte kentin ilk örnekleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Henslin (2008: 610-612),
kenti çok sayıda insanın kalıcı olarak iskân ettikleri ve kendi yiyeceklerini kendilerinin
üretmediği yer olarak tanımlamaktadır. Bu noktada Durkheim’in mekanik
dayanışmadan organik dayanışmaya doğru geçiş tartışmalarını hatırlamak anlamlı
olacaktır. Her ne kadar kent sadece modern toplum ile sınırlı bir olgu olmasa da,
kentleşme için bunu söylemek oldukça güçtür. Kentleşme, kentlere göç eden geniş
ölçekteki nüfusu ve bu kentlerin toplumun geneli üzerindeki etkisini içeren bir
süreç olarak tanımlanmaktadır. Endüstri Devrimi, bu etkileri sağlama potansiyeli
bakımından kentleşme sürecinin ortaya çıkışındaki en önemli faktör olarak kabul
edilmektedir. Kentleşme ile ilgili farklı tanımlar yapılmaktadır. White (2003: 863),
kentleşme sürecini ifade ederken nüfus unsuru üzerine vurgu yapmaktadır. Kır ve
kent arasında nüfus bakımından farklılaşmaya değinilen bu tanımlamada, kentsel
alanda nüfus yoğunluğunun daha fazla olduğu belirtilmektedir.
Jones (2003: 952), kentleşme kavramının ifade edilmesinde kullanılan kriterlerin
ülkeden ülkeye değişim gösterebileceğinden bahsetmektedir. Genel olarak söz
konusu tanımlamada kullanılan temel karşılaştırma başlıklarını üç madde halinde
ele almak mümkündür: nüfusun niceliksel özellikleri, yerleşim yerinin yönetimsel
özellikleri ve kentsel alandaki sosyal ve kültürel faaliyetler. Nüfus ile ilgili belirlemelerde
farklı değerler söz konusu olabilmektedir. Bu durum ülkenin genel nüfusu
ile de bağlantılı olabilmektedir. Bununla birlikte, özellikle büyük kentlerde nüfus
yoğunluğunun fazlalığı ve coğraŞ olarak yayılmanın genişliği nedeni ile kırsal
ile kentsel arasındaki sınır giderek daha bulanık hâle gelmeye başlamıştır. Bu ne-
168 Davranış Bilimleri-I
Daha iyi bir gelir ve yaşam
düzeyi elde etme gibi
şehirlerin cazip olanakları
çekici güçlere örnektir.
Kişinin bulunduğu bölgeden
ayrılmasına neden olan
elverişsiz şartlar ise itici
güçlere örnektir.
S O R U
D İ K K A T
SIRA SİZDE
DÜŞÜNELİM
SIRA SİZDE
S O R U
DÜŞÜNELİM
D İ K K A T
SIRA SİZDE SIRA SİZDE
AMAÇLARIMIZN NAMAÇLARIMIZ
K İ T A P
T E L E V İ Z Y O N
K İ T A P
T E L E V İ Z Y O N
İ N T E R N E T İ N T E R N E T
3
Henslin’e (2008) göre kent,
çok sayıda insanın kalıcı
olarak iskân ettiği ve kendi
yiyeceklerini kendilerinin
üretmediği yerdir.
denle, kırsal ve kentsel şeklinde yapılan ikili sınışamanın yeniden gözden geçirilmesine
gereksinim duyulmaktadır.
Tarihsel olarak bakıldığında, 1950’li yıllarda dünya üzerindeki nüfusun yaklaşık
olarak % 30’u kentsel alanlarda yaşarken; 2000’li yıllarda bu oran % 47’ye ulaşmış
durumdadır. Batı toplumlarının diğer toplumlara (Batı dışı) nazaran daha erken
dönemde kentleşmeye başladığını ifade eden Jones (2003: 952), 19. yy.’ın ilk yarı-
sında kentleşme oranının Batı toplumlarında % 50 civarında olduğunu belirtmektedir.
Bununla birlikte, bu durumun Batı dışında kalan toplumlarda kent ve kentleşme
olgusunun olmadığı anlamına gelmediği unutulmamalıdır. Söz konusu toplumlarda
da yerel kriterlerin belirlediği kent ve kentleşme olgusu bulunmakta idi.
Ancak Jones (2003: 952) kentleşme ile ilgili bahsettiği değerlendirmesinin Endüstri
Devrimi ile başlayan süreci dikkate aldığını ifade ederek analizinde kullandığı ölçütleri
bu şekilde belirlediğini söylemiştir. Diğer bir deyişle, kentleşme kavramını
Batı toplumlarında ele alındığı biçimde kullandığını belirtmektedir.
Champion (2003: 138) kentin biçimsel özelliklerinin tarihsel gelişimine bakıldığı
takdirde, geleneksel ya da sanayi öncesi toplumlarda genel bir toplanma alanı (ticari
faaliyetlerin, yönetimsel aktivitelerin gerçekleştiği alan), bu alanı çevreleyen
mahalleler göze çarptığını ifade etmektedir. Sosyo ekonomik seviye bakımından üst
sıralarda yer alan kesimler merkeze daha yakın olan mahallelerde yerleşirken alt seviyelerde
yer alanlar çevre alanlarda yaşamaktadırlar. Sanayi kentlerinde de benzer
bir durumu görmek mümkün olmaktadır. Kent, tek bir merkez etrafında gelişim
göstermektedir. Bununla birlikte bu merkez, fabrikaların bulunduğu yer olmaktadı
r. Merkez üretimin gerçekleştiği alandır ve bu alana yakın olan mahallelerde üst
sosyo ekonomik seviyelerde yer alanlardan ziyade, bu fabrikalarda çalışan işçi ve
aileleri yaşamaktadır. Bu merkez, fabrika kaynaklı kirlenmeye doğrudan maruz kalmaktadı
r ve bu durum yerleşiklerin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir.
Üst sosyo ekonomik seviyelerde yer alan kesim ise kentin kenarlarında yer alan,
nüfus yoğunluğu daha az olan yerleşim bölgelerinde yaşamayı tercih etmektedirler.
Kent merkezinden uzaklaşmada, ulaşım araçları (toplu ya da özel) önemli işleve sahiptir
denilebilir. Kentlerin 21. yy.’daki konumlanışı ise daha önceki iki dönemden
farklı olarak tek bir merkez Şkrini kabul etmemektedir. Kentin dış çeperlerinde ortaya
çıkmaya başlayan mahalleler süreç içinde kendi ekonomik, sosyal ve kültürel
merkezlerini oluşturmaya başlamıştır. Alt ve üst sosyo ekonomik seviyelerde yer
alanların mekânsal ayrışmalarının net bir şekilde gözlemlendiği diğer iki kent biçiminden
farklı olarak, bu iki kesimin yaşam alanları arasındaki sınırların 21. yy.’ın
kentlerinde giderek bulanıklaştığını ileri sürmek mümkündür. Merkeze yakın yerlerde
olduğu gibi merkeze uzak olan bölgelerde de bu kesimde yer alanların yaşaması
söz konusudur. Böylesine bir bulanıklaşma, gelecekteki kentlerin sanayi öncesi
kentlere döneceğini ileri süren tartışmaların ortaya çıkmasına da neden olmaktadı
r. Bu görüşe göre, gençler iş alanlarına daha yakın olmak için, yaşlılar ise kültürel
etkinliklere daha rahat katılabilmek için kent merkezlerine doğru bir geri dönüşü
gerçekleştirecektir. Buna karşın, gelecekteki kentler üzerine ileri sürülen bir
diğer bakış açısı ise, ulaşım araçlarındaki gelişmeler ile paralel olarak, kentin uzantı
sında yer alan bölgelerde yeni alanların sayısının artacağı yönündedir. Bu yeni
alanlarda merkez artık kişinin kendi evi olacaktır. Buna ek olarak her bir birim ya
da bileşen, birbirlerine organik bağ ile bağlı olacaklardır.
Sosyoloji disiplini içinde erken dönemlerde özellikle Ferdinand Tönnies ve George
Simmel çalışmalarında kent sosyolojisinin ilk örneklerini görmenin mümkün
olduğunu söylemektedirler. Bununla birlikte İbn-i Haldun’un “hadari ümranlık”
7. Ünite - Toplumsal Değişme Sürecinde Kentleşme ve Nüfus 169
kavramı ile kentleşme sürecinin başlaması arasında bir ilişkinin olduğunu da söylemek
mümkündür. Tönnies, değişme ile ilgili kısımda da belirtildiği gibi, cemaat ve
cemiyet arasında yaptığı ayrımını kırsal alan ve kentsel alan çerçevesinde ele almaktadı
r. Cemaat yaşamının kentleşme ile birlikte giderek zayışadığını ifade eden Tönnies’in
bu durumdan memnun olmadığı ileri sürülebilmektedir. Yakın ilişkiler giderek
ortadan kalkmakta ve yerini ikincil ilişkiler, yani samimi olmayan araçsal ilişkiler
almaktadır ona göre. Bir diğer isim olan Simmel de, Tönnies gibi kentsel yaşamı
n yabancılarla dolu olduğunu ifade etmektedir. Kent hayatı, kırsal hayat ile karşı-
laştırıldığında daha karmaşık bir nitelik göstermektedir. Kırsal alanda kişilerin zihinleri
daha nettir, alışkanlıklar ve gelenekler bu durumun arkasında yatan en önemli
etkendir. Öngörülebilir bir topluluk içinde yaşamak kişide emin olma duygusunun
oluşmasına neden olmuştur. Kentsel alanda ise çok sayıda uyaran bulunmaktadır ve
kişiler karmaşıklıktan kurtulmak için belirli noktalara odaklanmakta ve diğerlerini
göz ardı etmektedirler. Kentsel yaşam yabancılaşmaya neden olmaktadır.
Kentsel yaşamın olumsuz yanlarına vurgu yapan Champion (2003: 139) da, kır
ile kent arasındaki karşılaştırmalarda kentin kırsal alana nazaran daha fazla olumlu
algılanması görüşüne karşı çıkarak kentlerde yaşam kalitesi ile ilgili tartışmaları
ortaya koymaya çalışmaktadır. Nüfusun aşırı yoğunluğu, altyapı hizmetlerinin yetersiz
oluşu, çarpık ya da yetersiz kentleşme, bu durumun beraberinde getirdiği
çevre kirliliği, nüfusun homojen olmaması ve bunun uzantısında riskli ya da incinebilir
grupların her türlü hizmetlerden mahrum kalması gibi sorunlar bu başlık altı
nda ele alınabilmektedir. Bu durumdan dolayı, kentsel alan ile kırsal alanın birleştiğ
i banliyöler, kırsal ve kentsel alanların dezavantajlarını minimum seviyeye indirgemek
için tercih edilen mekânlar olmuşlardır. Böylelikle, üst orta sınıfta, orta
ve üstü yaş grubunda ve baskın etnik grupta yer alanlar, sahip oldukları bu avantajlar
nedeni ile banliyölerde yaşamayı tercih etmişlerdir.
Woods (2003: 135) kentleşme sürecinin genel olarak, kent nüfusunun kentsel
olmayan nüfusa oranla daha hızlı bir şekilde büyüyebilme kapasitesine dayandığı-
nı ifade etmektedir. Bu durum ise kentsel alanın kırsal alana nazaran daha fazla
göç aldığı gerçeğini gösterirken, kentsel alanda doğum oranlarının artması ile
ölüm oranlarının azalması şeklinde ifade edilebilen doğal büyüme olasılığına daha
fazla sahip olması gerçeği ile yakından ilişkilidir. Kent ile kır arasındaki ayrımın temelinde
ise nüfusun fazlalığı ile tarım sektörünün bağlantısı yer almaktadır. Farklı
bir deyişle, kentsel alanda yoğun nüfusa ek olarak tarımsal üretim yerine sanayi ya
da hizmet sektörü ön planda bulunmaktadır. Kentleşme sürecinde kırsal alandan
kentsel alana doğru nüfus hareketini kaldırabilecek kapasiteye sahip olmak bir di-
ğer önemli unsur olarak kabul edilebilmektedir. Göç eden nüfusun ihtiyacını karşı
layabilecek yaşam ve çalışma alanlarına ek olarak sosyal alanlara sahip olma
kentleşme sürecinin istenilen yönde gerçekleşmesine neden olmaktadır. Tersi durumda
ise çarpık, eksik ya da bozuk kentleşme olarak kavramsallaştırılabilen sürecin
ortaya çıkması kaçınılmaz hale gelmektedir.
Benzer şekilde Champion (2003: 136-139), 21. yy.’ın birinci kent yüzyılı olaca-
ğını ileri sürerken dünya nüfusunun büyük bir bölümünün kentsel alanda yaşaması
nı ve kişilerin yaşamlarını etkileme gücüne sahip olan önemli olay ve olguların
(küreselleşme, ekonomik dönüşüm, kültürel çeşitlenme, ekolojik değişim, politik
hareketler, savaşlar gibi) ağırlıklı olarak kentsel alanda deneyimlenmesini bu durumun
arkasında yer alan etmenler olarak sıralamaktadır. Kırsaldan kentsele doğ-
ru bir değişim yaşandığı sürece, nüfusun kentsel alandaki yerleşim biçimleri (gecekondulaşma
ya da gettolaşma bu yerleşim biçimlerine örnek olarak verilebilir),
170 Davranış Bilimleri-I
Kentsel yaşam ve
karmaşıklıklar ile bağlantılı
olarak, modern toplum
tanımlamalarında kullanılan
kavramlardan bir tanesi
“risk toplumu”dur. Anthony
Giddens ve Ulrich Beck
tarafından geliştirilen risk
toplumu kavramı,
geleneklerden uzaklaşma,
kopma ve aşırı bireyselleşme
ile birlikte, belirsizliklerin ve
risklerin giderek arttığı bir
toplum yapısından
bahsetmektedir. Genel
olarak bakıldığında, risk
toplumu kent ile organik
ilişki içindedir denilebilir.
bu alanlardaki yaşam kalitesi, yönetim ile ilgili tartışmalar, sosyal bilimciler ve politika
üretici ile uygulayıcılar tarafından ele alınmaya başlanmıştır.
Çağdaş sanayileşmiş toplumlarda, nüfus hareketleri ağırlıklı olarak kentleşme
sürecine işaret etmektedir. White (2003: 863-4), söz konusu toplumlarda gözlemlenen
kentleşme olgusunu dört dönem olarak ele almaktadır:
1. Klasik kentleşme olarak ifade edilen ilk dönemde, Endüstri Devrimi ile birlikte
kırsal alandan kentsel alana doğru bir emek gücünün hareketi söz konusudur
ve bu süreç 20. yy.a kadar sürmüştür.
2. İkinci aşamada ise kırsal alandaki nüfus yoğunluğunun azalması devam etmektedir
ve bu azalışta göç olgusuna ek olarak nüfusun doğal artışını ifade
eden doğum oranlarında da düşüş gözlenmektedir.
3. Üçüncü dönem ise karşı-kentleşme (counterurbanization) olarak kavramsallaştı
rılmaktadır. İlk defa 1970’li yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya
çıkan bu olgu daha sonra Avrupa’ya, Japonya’ya ve Avustralya’ya da yayı
lmıştır. Kentleşmenin karşıtı (Mitchell, 2004: 17) olarak kabul edilen bu sürecin
en önemli özellikleri, göç olgusu ve yerleşme sistemlerinde gözlemlenen
değişikliklerdir. Diğer bir deyişle, nüfusun az olduğu alanlardan fazla
olan alanlara doğru yaşanan nüfus hareketi kentleşme olarak tanımlanırken
nüfusun fazla olduğu yerleşim alanlarından az olduğu alanlara doğru gözlemlenen
göç hareketi de karşı kentleşme olarak ifade edilmektedir. Yerleşim
sistemlerindeki değişiklikten kastedilen durum ise kentsel alanlardaki
kalabalık apartman benzeri mekânlardan, müstakil evler gibi daha az nüfusu
içeren mekânlara doğru yaşanan değişimdir. Kent merkezlerinde yaşamı
n daha pahalı olması, suç oranlarının yüksek olması, kirliliğin artması bu
hareketin ortaya çıkmasında önemli etkenler arasındadır.
4. Kentleşme olgusundaki son ve dördüncü dönem ise “nüfus dağılımı” olarak
isimlendirilmektedir (White, 2003: 864). Kavram, 20. yy.ın başlangıcında
özelikle ileri sanayileşmenin ve yüksek gelirin gözlendiği toplumlardaki nüfusun
yeniden dağılımı sürecine vurgu yapmaktadır. Söz konusu süreç, üç
aşamada gerçekleşmektedir: Nüfusun büyük bir bölümünün kentsel alanda
yaşaması, kentsel alandaki nüfus yoğunluğunun azalması ve düzenli olmayan
bir nüfus hareketi.
Yukarıda ele alınan süreçler içinde eş zamanlı olarak yaşanılan bir diğer aşama
ise yeniden kentleştirme (reurbanization) olarak kabul edilebilir. Karşı kentleşme
süreci ile birlikte, kent merkezindeki nüfusun azalması sorununa çözüm olarak,
nüfusun daha önceden yaşadıkları kentsel alanlara doğru hareket etmesini sağlayacak
politikaların oluşturulması süreçleri bu başlık içinde yer almaktadır.
Kent çalışmalarındaki önemli kavramlardan bir diğeri olan banliyö (suburb) ve
banliyöleşme (suburbanization), kır ile kent arasında yer alan bir kavram olarak de-
ğerlendirilebilir. Bu nedenden dolayı, zaman zaman kentsel, zaman zaman da kırsal
özelliklerin bu alanlarda gözlenmesi söz konusudur. Bununla birlikte, farklı tartı
şmalarda kentlerin mekânsal genişlemesi, banliyölerin ortadan kalktığı, kent ve
banliyöleri içine alan “metropol kentler”in ortaya çıktığı ileri sürülmektedir (Gottdiener
ve Budd, 2005: 154). Banliyö genel olarak, kentten daha az; kırsal alandan
daha fazla nüfusa sahip olan yerleşim alanları şeklinde tanımlanabilir. Gottdiener ve
Budd (2005: 154), kent çalışmalarının erken dönemlerinde banliyölerin kente ba-
ğımlı konumda olduğuna dair görüşlerin daha baskın olduğunu ancak son zamanlarda
bunun aksine banliyölerin kendi kendine yeter hale geldiğini ifade etmektedirler.
Böylelikle yeni kentsel merkezlerin ortaya çıkması söz konusudur.
7. Ünite - Toplumsal Değişme Sürecinde Kentleşme ve Nüfus 171
Kent kavramı ile ilgili sıklıkla kullanılan kavramlardan bir diğeri de kentçiliktir
(urbanism) ve genel olarak, büyük kentlerdeki yaşam tarzı yani “kent kültürü” olarak
ele alınmaktadır (Jones, 2003: 952; Gottdiener ve Budd, 2005: 186-7). Söz konusu
kültürde belirgin olan özellikleri ise aşırı tüketime dayalı bir yaşam tarzı, politik,
sosyal, ekonomik ve kültürel katılım ile bilgi yoğun ekonomi olarak sınışamak
mümkündür. Buna ek olarak Gottdiener ve Budd (2005: 186-7), kentsel alan
ile kentsel alanın uzantısı olarak kabul edilen banliyöler (suburb) arasında sınırları
n giderek belirsiz hâle geldiğini belirtirken aynı zamanda ikisi arasındaki farklı-
lıkların da belirli noktalarda varlığını devam ettirdiğini ileri sürmektedir. Söz konusu
farklılıkların, daha önce de belirtildiği gibi barınma ihtiyacını karşılayan meskenlerde
ve ulaşım biçimlerinde daha da belirgin olduğunu ifade eden yazarlar,
bu listeye yabancı olanlara ve sapkın davranışlara karşı olan tutum ve davranışları
da eklemektedirler. Diğer bir deyişle, kentsel alanlarda yabancılara ve sapkın
davranışlara, banliyöler ve kırsal alanlar ile kıyaslandığında daha fazla tolerans söz
konusudur. Bu durumun arkasında kentsel nüfusun, kırsal alana oranla daha fazla
olmasının etkisi oldukça fazladır. Kırsal alandaki nüfusun azlığı beraberinde
sosyal kontrol mekanizmalarının daha güçlü olarak faaliyet göstermesine neden
olabilmektedir. Buna ek olarak kentsel alanlarda ise nüfus yoğunluğunun fazla olması,
bu kontrol mekanizmalarının etkisini azaltmaktadır. Erving Goffmann’ın ifadesi
ile kentsel alanlarda “sivil/uygar dikkatsizlik” daha ön plandadır denilebilir.
Sivil/uygar dikkatsizlik, Goffman’a göre, sivil/uygar duyarsızlık ile karıştırılmamalı
dır. İlki, nüfus fazlalığından kaynaklanan bir durum iken ikincisi, bireysel ve sosyal
düzeydeki ahlaki tartışmaları beraberinde getirmektedir. Yolda yürürken tanı-
madığımız kişiler ile ilgilenmemek sivil/uygar dikkatsizlik olarak kabul edilebilirken
sokakta gördüğümüz ve o an yardıma ihtiyacı olan bir kişiye yardım etmeme
ise sivil/uygar duyarsızlığa örnek verilebilir. Sivil duyarsızlık kavramı, “yabancılaşma”
kavramı şeklinde bu metin içinde daha önce risk toplumu ile ilgili kısa tartışmada
ele alınmıştır.
Nüfus yoğunluğunun fazla olması, aynı zamanda nüfus çeşitliliğinin çok olması
na da yol açabilmektedir. Kentsel alanlarda, etnik köken ve ırk bakımından farklı
lıklara sahip çok sayıda kişi ya da grubu görmek mümkündür. Kentsel alanlardaki
yabancılaşma problemi ile organik ilişki içinde olan bir diğer sorun ise kent çalı
şmalarındaki aşırı kentleşme (overurbanization) kavramını beraberinde getirmektedir.
Özellikle gelişmekte olan ülkelerde sıklıkla görülen bir sorun olarak karşımı-
za çıkmaktadır. Genel olarak aşırı nüfus yoğunluğu ile bağlantılı olan bu sorunda,
kentin sahip olduğu altyapı ve eğitim, sağlık ve istihdam gibi hizmet ve olanakları
n yetersiz kalması söz konusudur. Gelişmekte ya da azgelişmiş toplumlara özgü
olan bir diğer aşırı kentleşme örneği “primate kentler (primate cities)” olarak tanı
mlanmaktadır. Gottdiener ve Budd (2005: 105-6), bu kentin gözlemlendiği ülkelerde
kentsel alanların çok az sayıda olduğunu ifade etmektedirler. Bu durumun
arkasında ise söz konusu ülkelerin ekonomik az gelişmişliği ile bağlantılı olarak,
ülke genelinde ekonomik kaynakların, gücün, refahın, sosyal kurum ve fırsatların
eşit dağıtılmaması yatmaktadır. Bahsi geçen bu bileşenler, özellikle sayıca az olan
kentsel alanlarda yoğunlaşmaktadır. Böylece lider konumda olan yeni kentler ortaya
çıkmaktadır. Tayland’ın Bankok, Endonezya’nın Jakarta kentleri bu kent tipine
örnek olarak verilebilir. Sosyoekonomik seviye farklılıklarının net bir şekilde
gözlemlendiği bu kentlerde, üst tabakada yer alanların yerleşim alanları ile gecekondularda,
alüminyum barınaklarda yaşayan kişilerin oluşturduğu alanları bir
arada görmek mümkündür.
172 Davranış Bilimleri-I
Türkiye’deki kentleşme sorunlarından örnekler veriniz.
Kent Sosyolojisi
Sosyolojinin alt dallarından ya da uzmanlık alanlarından biri olan kent sosyolojisinin
ortaya çıkışı, 19. yy.daki Endüstri Devrimi ile birlikte Batı toplumlarında gözlemlenen
nüfus yoğunluğu olgusu ve sorunu ile bağlantılıdır. Kendi içinde çok sayı
da teorik tartışmaları barındıran bu çalışma alanı ile ilgili olarak şanagan (2010:
370-373), iki başlık altında toplanabilecek yaklaşımlardan bahsetmektedir. Bunlar,
kültürel ve yapısal yaklaşımlardır. Yukarıda görüşleri yer alan Tönnies’e ek olarak,
Simmel ve Chicago Okulu kültürel yaklaşımlar başlığı içinde yer almaktadırlar. Bu
bakış açısına göre kent, sosyal bir çevre olarak tanımlanmakta ve bu sosyal çevrenin
yeni hissetme ve eylemde bulunma yolları yaratma kapasitesine sahip olduğu
kabul edilmektedir. Diğer bir deyişle kentsel alanda, nüfus yoğunluğu ve heterojenliğ
i ile ilişkili olarak çok sayıda kültürel yapılanmalar görülür. Söz konusu bu
çeşitlilik, kişilere kendi yaşam alanlarından farklı ortamlar ile karşılaşma olanağı
sağlamaktadır. 1960’lı yıllardan itibaren ise bu bakış açısı önemli eleştiriler ile karşı
karşıya kalmıştır. Kentlerin metropolitan bölgelere yayılması, iletişim araçları nedeni
ile kent ve kır arasındaki sınırın giderek kalkması ve bunun sonucunda kent
kültürünün kırsal alanda da ortaya çıkması söz konusu olmaya başlamıştır. 1960’lı
yılların sonlarına doğru ise bu gelişmelere ek olarak, kentin politik ve ekonomik
yönden incelenmesini önemseyen görüşler ortaya çıkmıştır. Azgelişmişlik olgusu
ve onun zengin ve fakir ekonomiler ile ilişkisini ortaya koymaya çalışan bu bakış
açısı “yapısal yaklaşım” olarak tanımlanmaktadır. Tarihsel olarak bakıldığında yerel
ve ulus-devlet sınırları içinde gerçekleşen bu ilişki, günümüzde küreselleşme
olgusu ile birlikte bu sınırı aşmış bulunmaktadır. Küresel boyutta bir ekonomik politiğ
in varlığından söz etmek mümkündür.
Küreselleşme ile ilgili tartışmalar için Anthony Giddens’ın “Sosyoloji” isimli kitabını okuyabilirsiniz.
Kültürel Yaklaşımlar
Chicago Okulu: Kent sosyolojisi içinde önemli yaklaşımlardan biri olan Chicago
Okulu’nun temsilcileri arasında Robert Park, Ernest Burgess ve Louis Wirth ilk akla
gelenlerdir. 1920-1940 yılları arasında kent ile ilgili tartışmalarda önemli görüşlere
sahip olan bu okulun üzerinde özellikle durduğu iki kavram bulunmaktadır:
“kentlilik” ve “ekolojik yaklaşım ya da kent ekolojisi”. Kentlilik, kent toplumlarının
temel özelliklerini ifade eden bir kavram olarak kabul edilmektedir. Büyüklük, nüfus
yoğunluğu ve çeşitliliği bakımından kentler kırsal alanlardan farklılaşmaktadırlar.
Buna ek olarak kentli yaşam tarzı, iş bölümünü, yabancılar ile daha fazla sosyal
etkileşim içinde olmayı, akrabalık ve arkadaşlık ilişkilerinin göreli olarak zayışaması
nı, araçsal ilişkilerin daha yoğun bir şekilde deneyimlenmesini içermektedir.
Bu noktada burada ifade edilen değerlendirmelerin Simmel ve Tönnies’in görüşleri
ile paralellik gösterdiğini ileri sürmek mümkündür. Bununla birlikte, kentsel alanı
n sağladığı olumlu katkılardan da bahsetmek gerekmektedir (Bruce ve Yearley,
2006: 310-311). Kentsel alanda anonimlik daha fazla özgürlük sağlamaktadır. Alt
kültürlere kendilerini ifade etme konusunda daha fazla imkânlar sunmaktadır. Tüketimin
daha yaygın bir şekilde kentsel alanda görülmesi, pazar yaratma açısından
olumlu bir durum olarak değerlendirilebilirken tüketim olgusunda bir yükselişe
neden olması açısından eleştirilebilmektedir.
7. Ünite - Toplumsal Değişme Sürecinde Kentleşme ve Nüfus 173
S O R U
D İ K K A T
SIRA SİZDE
DÜŞÜNELİM
SIRA SİZDE
S O R U
DÜŞÜNELİM
D İ K K A T
SIRA SİZDE SIRA SİZDE
AMAÇLARIMIZN NAMAÇLARIMIZ
K İ T A P
T E L E V İ Z Y O N
K İ T A P
T E L E V İ Z Y O N
İ N T E R N E T İ N T E R N E T
4
S O R U
D İ K K A T
SIRA SİZDE
DÜŞÜNELİM
SIRA SİZDE
S O R U
DÜŞÜNELİM
D İ K K A T
SIRA SİZDE SIRA SİZDE
AMAÇLARIMIZN NAMAÇLARIMIZ
K İ T A P
T E L E V İ Z Y O N
K İ T A P
T E L E V İ Z Y O N
İ N T E R N E T İ N T E R N E T
Kent sosyolojisinde, kültürel
ve yapısal olmak üzere iki
temel yaklaşımdan söz
edilebilir.
Kentlilik ile ilgili tartışmalarda ismi en çok geçen kişi Louis Wirth’dir. Kentlerdeki
gayri samimi ilişkilere yönelik değerlendirmeleri başta olmak üzere çeşitli
açılardan eleştirilmektedir. Bu eleştiriler, kentsel alanda da akrabalık ve arkadaşlı
k ilişkilerinin kırsal alana benzer şekilde olduğunu ifade eden görüşlerden oluşmaktadı
r. Kentsel alanda da samimi ilişkiler kurulabilmektedir. Özellikle eski
kentlerde, yeni kentlere oranla daha yoğun ilişkilerin gözlemlenebildiğini söylemek
mümkündür.
Chicago Okulu tarafından geliştirilen bir diğer kavram olan kent ekolojisi ise
kentsel nüfusun mekânsal dağılımını açıklamada kullanılan bir kavram olarak kabul
edilmektedir. Gruplar, kendilerine özgü doğal alanlarda ya da semtlerde otururlar.
Bu seçim rastlantısal bir durumdan çok, yerlerin gereksinimlerin karşılanması
na fırsat verme potansiyellerine göre yapılmaktadır. Su kaynaklarından faydalanmak,
tarım ile uğraşabilmek ya da ulaşımın kolayca sağlanabilmesini mümkün
hale getirmek için nehir kenarlarına ya da güvenlik gerekçesi ile yüksek kesimlere
kentlerin kurulması bu tür ihtiyaçların bir sonucudur. Bununla birlikte, kentin
kurulması son bir basamak olarak kabul edilmemektedir. Kent grupları, ihtiyaçları
yönünde kendi içinde sürekli olarak yeniden şekillenebilmektedir. Yeni mahalle
ya da semtlerin kurulması, eski ve yeni semtler arasında nüfus hareketliliğinin yaşanması
bu duruma örnek olarak verilebilir. Modern anlamda kentlerin ortaya çıkması
Endüstri Devrimi ile eş zamanlı olmuştur. Buna paralel olarak, kentlerde iş
yerleri hammadde sağlanmasını en kolay ve ucuz şekilde olacağı yerlerde kurulmaktaydı.
Bunun uzantısında ise yaşam alanları da bu iş yerlerinin etrafında kurulmaya
başlanmıştır. Nüfusun giderek artması, iş yerlerinin sayılarının giderek yükselmesi
beraberinde rekabet olgusunu da getirmektedir. Arsa ve emlak Şyatlarında
artış yaşanmakta, iş merkezlerine yakın yaşam alanları daha pahalı, uzak yerler
ise daha ucuz olmaya başlamaktadır. Bu durum ise ekonomik özelliklerine göre
nüfusun mekânsal olarak farklılaşmasına ve ayrışmasına neden olmaktadır. Ulaşım
yollarının yapılması ise mesafeleri kısaltmaktadır. Burada bahsedilen kentin, iç içe
geçmiş halkalardan oluşmuş bir görünüme sahip olduğunu söylemek mümkündür.
Merkez bölge, heterojen bir nitelik göstermektedir. Diğer bir ifade ile yüksek
gelirliler ile düşük gelirlilere ait yapılar bir arada bulunabilmektedir. Bir sonraki
halkada işçilerin yerleşim alanları yer almaktadır. Daha sonraki bölge ise, üst sosyoekonomik
seviyedeki kişilerin yaşadığı banliyöleri içermektedir. Süreç içinde,
mekânların eskimesine paralel olarak, düşük sosyoekonomik seviyedekiler eski
yapılarda yaşamaya başlamakta ve üst sosyo ekonomik seviyede yer alanlar ise,
şehrin dış çeperlerine doğru yeni yaşam alanları oluşturmaktadırlar.
Yapısal Yaklaşımlar
David Harvey: Kent sosyolojisi ile ilgili tartışmaların önemli isimlerinden olan David
Harvey ve Manuel Castells, kent olgusuna eleştirel bakan çağdaş düşünürler
arasında yer almaktadır. Bu yazarlara göre kentlilik, bir toplumdaki ekonomik ve
siyasal unsurlardan ayrı bir olgu olarak ele alınmamalıdır. Harvey, “mekânın yeniden
yapılandırılması” kavramı ile sanayi kapitalizmi ve kentlilik arasındaki ilişkiyi
ortaya koymaya çalışmaktadır. Geleneksel toplumlardan farklı olarak kapitalist
toplumlarda, kır ve kent arasındaki sınırlar giderek bulanıklaşmaktadır. Makineleşme
ile birlikte, kırsal alandaki üretim süreci de pazara yönelik olmaya başlamış ve
bu durum ekonomik ve sosyal ilişkilerde değişime neden olmuştur.
şanagan (2010: 370-373), Harvey’in üretim ve dağıtımın aynı sistemin farklı görünümleri
olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu ifade etmektedir. Söz konusu
174 Davranış Bilimleri-I
sistem kapitalizmdir. Harvey’e göre kentleşme olgusu, aslında üretim, dolaşım, de-
ğişim ve tüketim için gerekli olan Şziksel altyapının yaratılması sürecidir. Bu noktada
“yaratılmış çevre” kavramını kullanmaktadır. Bu çevre, sermayenin organizasyonu
ve birikimi tarafından üretilmiştir. Kent çevresi kurulur, daha sonra yıkılır ve
yeniden kurulur. Bu süreçler, ekonomik olarak güçlü olanların isteklerine, hükümetin
emlak ve arsa ile ilgili konularda kime yetki verdiğine ya da kimden yetki
aldığına göre değişim göstermektedir ve temel hedef, üretim süreci sonucunda artı
değerin daha fazla olmasını sağlamaktır.
Manuel Castells: Castells, kültürel yaklaşımlar içinde yer alan Wirth’in kentlilik
ile ilgili değerlendirmelerinin kapitalizmin kültürel yorumu olarak ele alınması
gerektiğini ifade etmektedir (Pickvance, 2006:189-192). Diğer bir deyişle, kentleşme
sürecindeki ekonomi, politika gibi yapısal faktörleri dikkate almadan yapılan
bir analizin gerçekte kapitalist ideolojinin bir aracısı olduğunu belirtmektedir. Bu
noktada kentleşme ile tüketim arasındaki bağlantıyı ortaya koymaya çalışmaktadır.
Kentsel alanda “kolektif tüketim”in varlığı söz konusudur. Altyapı hizmetleri, toplu
taşımacılık, boş zaman faaliyetlerinin hepsi bu noktada tüketimin birer boyutu
olarak değerlendirilmektedir.
Alışveriş merkezlerini, Castells’in “kolektif tüketim” kavramını dikkate alarak değerlendirin.
Kentin Şziksel özellikleri pazar ve devletin ortak çabalarının birer sonuçlarıdır.
Park alanları, okullar, hastaneler, alışveriş ve iş merkezleri, gökdelenlerin tümü
ekonomi ile güç olgusu arasındaki bağlantıyı ortaya koymaktadır. Bu ilişki eşitsizlik
kavramını da beraberinde getirmektedir. Malların ve hizmetlerin tüketimi sürecine
toplumun her kesimi eşit derecede dâhil olamamaktadırlar. Bununla birlikte
Castells, kentin Şziksel yapılanması konusunda bu dışlanmış grupların da etkili
olabildiğini ifade etmekte ve bu görüşünü desteklemek için farklı örnekleri aktarmaktadı
r. Kentsel sorunlar, barınma sorunlarının giderilmesi, ekolojik düzeni tahrip
eden projelere karşı yapılan eylemleri, toplumsal hareketleri bu başlık altında
değerlendirmektedir. Harvey ve Castells’in kentleri insanlar tarafından yaratılmış
yapay çevreler olarak kabul etmektedirler. Ticari ilişkiler, teknoloji ve tüketim artı
k yerel bölgeleri de kapsamış durumdadır. Küreselleşme olgusu ile birlikte bu de-
ğişim daha hızlı bir şekilde hissedilmektedir.
Kolektif Tüketimin bir örneği olarak alışveriş merkezleri hakkında daha kapsamlı örnekler
için George Ritzer’in Toplumun McDonaldlaştırılması isimli kitabını okuyabilirsiniz.
Kent Sosyolojisinde Güncel Yaklaşımlar
Bilişim teknolojilerindeki gelişmelerin kentsel alanların giderek önemini yitirmesine
ve mekân olarak belirli bir yere konumlanmış şehirlerin ortadan kalkmasına neden
olacağı şeklindeki görüşlerin 1990’lı yıllardan itibaren kent sosyolojisi ile ilgili
tartışmalarda sıklıkla ele alındığı şanagan (2010: 370-373) tarafından belirtilmiştir.
Bu teknolojik gelişmelerin kent olgusu üzerinde etkili olduğunu ama bunun sanı-
landan daha farklı bir şekilde gerçekleştiğini de ifade etmektedir. Bilişim teknolojilerindeki
gelişim, küresel ölçekte yeni bir kent yapısının ortaya çıkmasına neden
olmuştur. Castells tarafından ileri sürülen bu görüşe göre klasik kent, varlığını devam
ettirmektedir. Bununla birlikte, küresel ekonomi ile paralel bir şekilde küresel
kentler ortaya çıkmaktadır. Bu kentler, dünya üzerinde belirli bir yerde bulunmak
zorunda değildirler. Diğer bir ifade ile dünya üzerinde bulunan kentlerin ba-
7. Ünite - Toplumsal Değişme Sürecinde Kentleşme ve Nüfus 175
S O R U
D İ K K A T
SIRA SİZDE
DÜŞÜNELİM
SIRA SİZDE
S O R U
DÜŞÜNELİM
D İ K K A T
SIRA SİZDE SIRA SİZDE
AMAÇLARIMIZN NAMAÇLARIMIZ
K İ T A P
T E L E V İ Z Y O N
K İ T A P
T E L E V İ Z Y O N
İ N T E R N E T İ N T E R N E T
S O R U
D İ K K A T
SIRA SİZDE
DÜŞÜNELİM
SIRA SİZDE
S O R U
DÜŞÜNELİM
D İ K K A T
SIRA SİZDE SIRA SİZDE
AMAÇLARIMIZN NAMAÇLARIMIZ
K İ T A P
T E L E V İ Z Y O N
K İ T A P
T E L E V İ Z Y O N
İ N T E R N E T İ N T E R N E T
5
zı parçaları bu yeni kentin bileşeni olarak kabul edilebilir. Bu değerlendirmede
kullanılan temel kriter, küresel ekonomiyi ve küresel ilişki ağlarını (network) yönetebilme
kapasitesine sahip olup olmamadır.
Kent Büyümesi Modelleri
Bu başlık altında dört temel model yer almaktadır. Bunlar; Merkezleri Bir Bölgeler
Teorisi, Sektör Model, Çok Çekirdekli Model ve Çevre Modelidir (Henslin,
2008: 610-612).
1. Merkezleri Bir Bölgeler Modeli: Sosyolog Ernest Burgress tarafından geliştirilen
bu modelde kentin merkezden çevreye doğru yayılması sürecine vurgu yapı
lmaktadır. Birinci bölge, merkezî iş alanını oluşturmaktadır. İkinci bölge ise dönüşüm
içinde olan şehir merkezini kapsamaktadır. Göreli olarak yoksulluğun yaşandığı
bir alandır bu bölge. Üçüncü bölge, dönüşüm içinde olan ikinci bölgeden
kaçan ama yine de daha pahalı bölgelere gitme gücüne sahip olmayan işçilerin yaşadı
kları alanı ifade etmektedir. Bu bölgede yaşayan işçilerin iş alanlarına gitmeleri
göreli olarak kolaydır. Dördüncü bölge, orta sosyoekonomik seviyede yer alanları
n tercih ettikleri, pahalı ve refah düzeyi yüksek olan alanları içermektedir. Beşinci
bölge ise sayŞye yeri olarak kullanılan banliyö ya da uydu kentleri kapsamaktadı
r. Bu model ile ilgili olarak Burgress, gerçeklikte bu model ile birebir uyuşabilen
kentlerin oldukça az olduğunu ifade etmektedir. Özellikle yayılmayı engelleyen
coğraŞ etmenler (göl, dağ, deniz vb.) bu durumun temel etmenleridir.
2. Sektör Model: Sosyolog Homer Hoyt tarafından geliştirilen bu model, Burgress’in
iç içe geçmiş daireler şeklindeki kent modelini eleştirmektedir. Bir bölgenin
homojen bir nitelik göstermeyeceğini ileri süren Hoyt, işçilerin evlerinin, pahalı
apartmanların da aynı bölgede bulunabileceğine dikkati çekmektedir. Buna ek
olarak “istila-başarı çemberi (invasion-succession cycle)” kavramı ile Hoyt, özellikle
göçmenlerin kentin lüks yerlerini istila ettiklerini, belli bir süre sonra bu bölgede
yaşayan üst sosyoekonomik seviyedeki kişilerin buradan ayrıldıklarını ve bunun
sonucunda da bu bölgenin değerinin azaldığını ifade etmektedir.
176 Davranış Bilimleri-I
1 2 3 4 5
Şekil 7.1
Merkezleri Bir
Bölgeler Modeli
1: İş Merkezi
2: Dönüşüm Bölgesi
3: Mavi Yakalıların Yaşadığı Bölge
4: Orta Gelirlilerin Kaldığı Bölge
5: SayŞye Bölgesi
3. Çok Çekirdekli Model: Coğrafyacı Chauncey Harris ve Edward Ullman tarafı
ndan geliştirilen bu modelde, kent içinde birden fazla merkezin olduğu görüşü
savunulmaktadır. Kentin farklı bölgelerinde farklı merkezler oluşturulmuştur. Otomobilcilerin
birarada bulunması, mobilyacıların bir bölgede toplanması, yerleşim
alanlarının bir bölgede toplanması gibi. Bununla birlikte bu alt bölgelerin de kendi
içinde de sınışandırıldığını söylemek mümkündür. Yerleşim bölgelerinin sosyoekonomik
kültürel farklılıklar temelinde sınışandırılması bu duruma örnek olarak
verilebilir.
4. Çevre Modeli: Coğrafyacı Chauncey Harris tarafından geliştirilen bu model,
otoyol yapımlarının, kişilerin ve servislerin kent merkezinden dış bölgelere doğru
hareket etmesi üzerindeki etkilerini incelemektedir. Buna ek olarak Harris, sanayi
ve iş parkları komplekslerinin oluşmasını da bu süreç ile ilişkilendirmeye çalışmaktadı
r.
7. Ünite - Toplumsal Değişme Sürecinde Kentleşme ve Nüfus 177
Şekil 7.2
C A
C
F C
F
B
B
D
D
E
Sektör Model
A: İş Merkezi
B: Dönüşüm Bölgesi
C: Alt Sınıfın Yerleşim Yeri
D: Orta Sınıfın Yerleşim Yeri
E: Üst Sınıfın Yerleşim Yeri
F: Sanayi Bölgesi
Şekil 7.3
3
3
3
2
6
9
4
1
7
5
8
Çok Çekirdekli
1: İş Merkezi Model
2: Perakende ve HaŞf Üretim
3: Alt Sınıf Yerleşim Alanı
4: Orta Sınıf Yerleşim Alanı
5: Üst Sınıf Yerleşim Alanı
6: Ağır Üretim
7: Çevredeki İş Merkezi
8: Yerleşim Banliyösü
9: Sanayi Banliyösü
Türkiye’de Kentleşme
Türkiye’de kentleşme süreci üzerine yapılan bir değerlendirmede, kırdan kente
doğru yaşanan göç olgusunu da ele almak gerekmektedir. Batı toplumlarında Endüstri
Devrimi ile birlikte kitlesel bir nitelik kazanmaya başlayan kırsal alandan
kentsel alana göç olgusu, Batı dışı toplumlarda daha farklı bir seyir izlemiştir. Söz
konusu farklılığın arkasında ise özellikle Endüstri Devrimi deneyiminin olmaması
yer almaktadır.
Tarihsel olarak bakıldığında, 1950’li yıllardan itibaren Türkiye’de kırsal alandan
kentsel alanlara ve buna paralel olarak yurt dışına doğru kitlesel nüfus hareketleri
yaşandığı ortaya çıkmaktadır. Batı ile ilişkilerin daha yoğun olmaya başladığı, sanayileşmenin
hız kazandığı bir dönem olan 1950’li yıllar, Truman Doktrini ve
Marshall yardımları gibi uygulamaları da içermektedir. Kentsel alanlarda yeni iş
alanlarının ortaya çıkması, kitlesel nüfus hareketlerine yol açmıştır.
Kırsal alandan kentsel alan doğru olan bu hareketler, kısa, orta ve uzun dönemde
kentsel ortamlarda farklı sorunların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Öncelikli
olarak, sosyo ekonomik seviye bakımından göreli olan yeni nüfus, kentlerin iş merkezlerine
yakın ve arazi olarak yaşama pek de elverişli olmayan yerlerde (dere yatağı,
dik yamaç gibi) yaşamış ve daha sonraları da çevresinde merkezden uzak alanlarda
giderek genişleyen halkalar şeklinde yerleşmeye devam etmiştir (Erman, 2004:
2). Gecekondu olarak kavramsallaştırılan bir ev modeli geliştirerek, ağırlıklı olarak
kamu arazilerine yasal olmayan şekillerde yerleşen bu yeni nüfus, ilerleyen yıllarda
pek çok politik çıkarlara da malzeme olmuş ve olmaya da devam etmektedir.
İlk göç dalgasında kırsal alandan kentsel alana gelen bu yeni nüfus, daha sonraki
nüfus hareketleri için de önemli bir ilham kaynağı olarak kabul edilebilir. Kır ile
organik bağını koparmayan gecekondu bölgesinde yaşayan nüfus, ağırlıklı olarak
kendi bölgelerinden gelen yeni nüfus hareketlerine de neden olmuş ve mahalle düzeyinde
yapılanmalar ortaya çıkmıştır. Hemşehrilik ağının bu noktada etkisini burada
yinelemek oldukça anlamlı olacaktır. Süreç içinde çarpık kentleşme sorunu olarak
da kabul edilebilen gecekondulaşma, merkezi ve yerel yönetim mekanizmaları-
nı da harekete geçirmiş ve farklı altyapı, eğitim ve sağlık hizmetlerinin sağlanması
konusunda girişimlerde bulunulmasına neden olmuştur. Bununla birlikte, günümüz-
178 Davranış Bilimleri-I
2 2
2
2
2
2
1
1
2
3 3
3
8
5
5
5
7
10
1
4
4
1
1
6
9
Şekil 7.4
Çevre Modeli
1: Şehir Merkezi
2: Banliyö Yerleşim Alanları
3: Şehir Çevresindeki Dairesel
Otoyollar
4: Çizgisel Otoyollar
5: Alışveriş Merkezleri
6: Sanayi Bölgesi
7: OŞs Park Alanları
8: Hizmet Merkezi
9: Havalimanı Kompleksi
10: Birleştirilmiş Eğlence ve Alışveriş
Merkezi
de de gecekondu denilince yetersiz altyapı, eğitim ve sağlık hizmetleri ile politik
haklar konusunda önemli tartışmalar güncelliğini korumaya devam etmektedir.
Türkiye’de gözlemlenen bu kırdan kente doğru olan nüfus hareketleri, ülke geneli
ile karşılaştırıldığında belirli kentlerde daha yoğun bir şekilde deneyimlenmiştir.
Diğer bir deyişle İstanbul başta olmak üzere İzmir, Bursa, Ankara, Antalya,
Mersin, Diyarbakır illerine yönelik yoğun bir nüfus hareketi söz konusudur ve bu
durum, yukarıda bahsi geçen sorunların daha şiddetli bir şekilde bu kentlerde ortaya
çıkmasına neden olmuştur.
Kırsal alandan kentsel alana yaşanan bu göç olgusunun arkasında öncelikli olarak
ekonomik unsurlar etkili olmuş iken daha sonraları, özellikle Doğu ve Güneydoğ
u Anadolu Bölgeleri’ndeki güvenlik ile ilgili sorunlar, burada yaşayan nüfusun,
yakın ve uzak çevrelerde yer alan kentlere hareket etmesine neden olmuştur. Kimi
zaman bu göçler, kitlesel özelikler göstermiş ve bunun sonucunda asıl yerleşim
alanlarından ayrılmak zorunda kalan nüfus ağırlıklı olarak bu alanlar ile organik
bağlarını koparmak zorunda kalmıştır. Farklı bir ifade ile, daha önceki dönemlerde
yaşanan göçlerde, kırsal alanda ailenin bazı üyeleri kalmaya devam etmiş ve bu
durum, göç eden ile kalan arasındaki ilişkinin devamlılığını sağlamada bir koşul
olmuştur; anne ve babanın ya da akrabaların bir kısmının kırsal alanda yaşamaya
devam etmesi, bulgur, yağ gibi farklı gıda maddelerinin köyden temin edilmesi gibi
durumlar bu organik bağa örnek olarak verilebilir. Oysa güvenlik nedeni ile yaşanan
bu nüfus hareketi çoğunlukla, kalıcı bir şekilde tüm ailenin farklı bir yaşam
bölgesine gitmesine yol açmıştır.
Kırdan kente doğru yaşanan göç, makro ölçekte sıkıntıları içerir iken mikro seviyede
de sorunlara neden olmuştur. İlk dönem göç edenler arasında kültür ve
mekan farklılığından kaynaklanan bireysel düzeyde hissedilen sorunlar, daha sonraki
kuşaklarda etkisini yitirmeye başlamıştır. Buna ek olarak güvenlik nedeni ile
göç etmek durmunda kalan nüfus özelinde ise yukarıda bahsedilen organik bağ-
ların yokluğu ve göçe neden olayın yıkıcı etkisi ile psikolojik boyutta gözlemlenen
sorunların şiddeti oldukça büyüktür.
Zorunlu göç ile ilgli olarak Zuhal Yonca Odabaş’ın Zorunlu Göç Mağduru Kadınlar isimli
çalışmasını okuyabilirsiniz.
Erman (2004: 3), gecekondu bölgelerinde yaşayan nüfusa dair oluşturulan kurguları
dört dönem içinde almanın mümkün olduğunu ifade etmektedir. İlk olarak,
1950’li ve 1960’lı yıllarda “köylü gecekondulu”, 1970’li yıllarda “sömürülen gecekondulu”
ve 1980’li ve 1990’lı yıllarda da “kent yoksulu gecekondulu”, 1990’lı yıllardan
sonra ise “sakıncalı gecekondulu olarak varoşlu” kavramsallaştırmaları ortaya
çıkmıştır. Tüm bu sınışamaların özünde “ötekileştirme” süreci yer almaktadır
(Erman, 2004: 16).
Çevresel etmenler olarak da kabul edilebilen afetlerin meydana gelmesi, baraj
gibi teknik projelerden kaynaklanan zorunlu yer değiştirme durumları da kırsal
alandan başka bir kırsal alana ya da kentsel alanlara doğru göç hareketlerine örnek
olarak verilebilir. Türkiye’de ve farklı coğrafyalarda gözlemlenebilen bu olgu,
yukarıda bahsedilen göç olgularında deneyimlenen bireysel ve toplumsal düzeydeki
sorunlara benzer sıkıntıların oluşmasına neden olmaktadır.
Ötekileştirme ve damgalama ile ilgili olarak çevrenizden örnekler veriniz.
7. Ünite - Toplumsal Değişme Sürecinde Kentleşme ve Nüfus 179
S O R U
D İ K K A T
SIRA SİZDE
DÜŞÜNELİM
SIRA SİZDE
S O R U
DÜŞÜNELİM
D İ K K A T
SIRA SİZDE SIRA SİZDE
AMAÇLARIMIZN NAMAÇLARIMIZ
K İ T A P
T E L E V İ Z Y O N
K İ T A P
T E L E V İ Z Y O N
İ N T E R N E T İ N T E R N E T
S O R U
D İ K K A T
SIRA SİZDE
DÜŞÜNELİM
SIRA SİZDE
S O R U
DÜŞÜNELİM
D İ K K A T
6
180 Davranış Bilimleri-I
Değişme olgusu ile ilgili sosyolojik tartışmaları
özetlemek.
Değişme olgusu, sosyoloji de dâhil olmak üzere
sosyal bilimlerin hemen hemen hepsinde ortak
olan bir kavramdır. Toplumsal değişmenin gerçekleşmesinde
etkili olan faktörleri iki başlık altı
nda toplamak mümkündür: topluluk ya da topluma
özgü olan içsel etmenler (endogenous) ve
dışsal etmenler (exogenous). İçsel etmenler, altyapı
sal unsurlar, onların topluluk ya da toplum
üyeleri arasındaki dağılımı ve üyelerin bu kaynak
ve hizmetlere ulaşabilmesini içermektedir.
Topluluk ya da toplum kendi içinde homojen bir
nitelik göstermeyebilir. Farklı şekillerde üyelerin
gruplandırılması ya da kategorileştirilmesi söz
konusu olabilmektedir. Bu sınışandırmalarda etkili
olan unsurlar arasında ise toplumsal sınıf,
toplumsal cinsiyet, etnisite ve ırk farklılıkları, coğ-
raŞ ve iklimsel farklılıklar ve yaşa dayanan gruplamalar
yer alabilmektedir. Bu etmenlerin tümü
genel olarak topluluk ya da toplum içindeki uyumun
ya da çatışmanın ve dolayısıyla toplumsal
değişmenin itici güçleri arasında kabul edilebilir.
Dışsal etmenler ise, insan gücünün kontrol edebilirliğ
inin dışındaki yer alan etmenleri içermektedir.
Doğal afetler, teknolojinin beklenmedik
sonuçları (gizli /bozuk işlev) bu başlık altında
değerlendirilebilir. Bununla birlikte, sosyal de-
ğişme sürecindeki tüm yapısal etmenler şu şekilde
sıralanabilir: demograŞ, teknoloji, kültür, politika,
ekonomi ve eğitim.
Nüfus ve değişme arasındaki ilişkileri açıklamak
ve nüfus sorunlarını özetlemek.
DemograŞ, diğer bir deyişle nüfus bilimi, nüfusun
büyüklüğü, dağılımı, yaş, toplumsal cinsiyet,
etnik köken, refah bakımından yapısı, doğum,
ölüm oranları, göç ve gelecek eğilimlerini araştırmaktadı
r. Bu araştırmaları yapma biçimine bağlı
olarak iki çeşit demograŞnin varlığından bahsetmek
mümkündür: formel ve sosyal demograŞ.
Formel demograŞ, nüfusun matematiksel yönü
ile ilgilenmekte ve istatistiksel analizler yapmaktadı
r. Nüfus ile ilgili sorunlar denilince ele alınması
gereken kavramlardan bir tanesi “eşitsizlik
(inequality)” tir. Sosyolojik olarak eşitsizlikleri
dört başlık altında ele almak mümkün iken (sosyal
sınıf, toplumsal cinsiyet, ırk ve etnik köken,
yaş temelli ayrımcılık), küreselleşme olgusu ile
küresel ölçekte eşitsizlikleri ifade eden “küresel
tabakalaşma” (Henslin, 2008:234) kavramını da
bu listeye eklemek mümkündür. Eşitsizlik ile sıklı
kla ele alınan bir diğer kavram olan “incinebilirlik
(vulnerability)” de nüfusun tümünün eşit
bir şekilde ulaşamaması sonucunda ortaya çıkmaktadı
r. Eğitim, sağlık, politik, kültürel ve sosyal
alan içindeki kaynak dağılımının eşitsiz bir
gerçekleşmesi, incinebilirliği yüksek olan grupları
n ya da farklı bir ifade ile risk gruplarının oluşması
na neden olmaktadır.
Kent, nüfus ve değişme arasındaki ilişkileri açıklamak.
Kentleşme, geniş nüfus kitlelerinin kırsal alandan
kentsel alana doğru hareket etmesi şeklinde
tanımlanabilmektedir. Burada söz konusu olan
hareketlilik, nüfusun komposizyonunda da değişimi
beraberinde getirmektedir. Nüfusun coğraŞ
mekân bakımından hareketlilik içinde olması göç
olgusunu beraberinde getirmektedir. Ekonomik,
sosyal ve politik fırsatlar ya da kısıtlıklar, afetler,
savaş gibi çeşitli etmenler bu nüfus hareketlerinin
ortaya çıkmasında etkili olan faktörler arasındadı
r. Ulus-devlet sınırları içinde ya da bu sınırları
aşan bu hareket, hem göç edenin ait olduğu
topluluk ya da toplumda hem de göç ettiği topluluk
ya da toplumun kültüründe değişikliğe neden
olabilmektedir. İç göç ve dış göç şeklinde
yapılan bir ayrım, göç olgusunda kabul görmüş
bir sınışamadır. Ulus-devlet sınırları içinde olan
nüfus hareketliliği iç göç olarak kavramsallaştırı-
lırken, diğeri dış göç olarak tanımlanmaktadır. İç
göç olgusu, ağırlıklı olarak kırsal alandan kentsel
alana doğru bir hareketi temsil etmektedir. Benzer
şekilde dış göç olgusunun da genel olarak,
azgelişmiş ya da gelişmekte olan toplumlardan
gelişmiş toplumlara doğru bir yönelim içinde olduğ
unu söylemek mümkündür.
Kent, kentleşme süreci ve ilgili kavramları tanımlamak.
Kentleşme süreci ile birlikte sıklıkla ele alınan
kavramlar arasında ilk sıralarda yer alan kentlilik,
aşırı kentleşme, yeniden kentleşme, karşı
kentleşme, banliyöleşme birbirleri ile yakın ilişki
içinde olan olgular olarak karşımıza çıkmaktadır.
Özet
1
NA M A Ç
2
NA M A Ç
3
NA
M A Ç
4
NA M A Ç
7. Ünite - Toplumsal Değişme Sürecinde Kentleşme ve Nüfus 181
Kent, kentlilik ve kentleşme kavramları, sosyolojinin
erken dönemlerinden itibaren temel ilgi
alanlarından birini oluşturmaktadır. Kent, sanayi
toplumuna ya da modern topluma özgü bir olgu
değildir. Göçebe hayattan yerleşik hayata geçiş
ile birlikte kentin ilk örnekleri ortaya çıkmaya
başlamıştır. Kent tanımlamalarında sıklıkla kullanı
lan kriterler arasında nüfus ilk sıralarda yer almaktadı
r. Bu noktada kenti çok sayıda insanın
kalıcı olarak iskân ettikleri ve kendi yiyeceklerini
kendilerinin üretmediği yer olarak tanımlamak
mümkündür. Bu noktada Durkheim’in mekanik
dayanışmadan organik dayanışmaya doğru geçiş
tartışmalarını hatırlamak anlamlı olacaktır. Her
ne kadar kent sadece modern toplum ile sınırlı
bir olgu olmasa da, kentleşme için bunu söylemek
oldukça güçtür. Kentleşme, kentlere göç
eden geniş ölçekteki nüfusu ve bu kentlerin toplumun
geneli üzerindeki etkisini içeren bir süreç
olarak tanımlanmaktadır. Endüstri Devrimi, bu
etkileri sağlama potansiyeli bakımından kentleşme
sürecinin ortaya çıkışındaki en önemli faktör
olarak kabul edilmektedir. Kentleşme ile ilgili
farklı tanımlar yapılmaktadır.
Kent sosyolojisindeki tartışmaları değerlendirmek.
Sosyolojinin alt dallarından ya da uzmanlık alanları
ndan birisi olan kent sosyolojisinin ortaya çı-
kışı, 19. yy.daki Endüstri Devrimi ile birlikte Batı
toplumlarında gözlemlenen nüfus yoğunluğu
olgusu ve sorunu ile bağlantılıdır. Kendi içinde
çok sayıda teorik tartışmaları barındıran bu çalışma
alanı ile ilgili olarak şanagan (2010: 370-
373), iki başlık altında toplanabilecek yaklaşımlardan
bahsetmektedir. Bunlar: kültürel ve yapı-
sal yaklaşımlar’dır. Tönnies’e ek olarak, Simmel
ve Chicago Okulu kültürel yaklaşımlar başlığı
içinde yer almaktadırlar. Bu bakış açısına göre
kent, sosyal bir çevre olarak tanımlanmakta ve
bu sosyal çevrenin yeni hissetme ve eylemde bulunma
yolları yaratma kapasitesine sahip olduğu
kabul edilmektedir. Diğer bir deyişle, kentsel
alanda, nüfus yoğunluğu ve heterojenliği ile ilişkili
olarak, çok sayıda kültürel yapılanmalar söz
konusudur. Söz konusu bu çeşitlilik, kişilere kendi
yaşam alanlarından farklı ortamlar ile karşılaşma
olanağı sağlamaktadır. 1960’lı yıllardan itibaren
ise bu bakış açısı önemli eleştiriler ile karşı
karşıya kalmıştır. Kentlerin metropolitan bölgelere
yayılması, iletişim araçları nedeni ile kent ve
kır arasındaki sınırın giderek kalkması ve bunun
sonucunda kent kültürünün kırsal alanda da ortaya
çıkması söz konusu olmaya başlamıştır.
1960’lı yılların sonlarına doğru ise bu gelişmelere
ek olarak, kentin politik ve ekonomik yönden
incelenmesini önemseyen görüşler ortaya çıkmı
ştır. Azgelişmişlik olgusu ve onun zengin ve
fakir ekonomiler ile ilişkisini ortaya koymaya çalı
şan bu bakış açısı “yapısal yaklaşım” olarak tanı
mlanmaktadır. Tarihsel olarak bakıldığında yerel
ve ulus-devlet sınırları içinde gerçekleşen bu
ilişki, günümüzde küreselleşme olgusu ile birlikte
bu sınırı aşmış bulunmaktadır. Küresel boyutta
bir ekonomik politiğin varlığından söz etmek
mümkündür.
Türkiye’de kentleşme süreci ile ilgili tartışmaları
özetlemek.
Türkiye’de kentleşme süreci üzerine yapılan bir
değerlendirmede, kırdan kente doğru yaşanan
göç olgusunu da ele almak gerekmektedir. Batı
toplumlarında Endüstri Devrimi ile birlikte kitlesel
bir nitelik kazanmaya başlayan kırsal alandan
kentsel alana göç olgusu, Batı dışı toplumlarda
daha farklı bir seyir izlemiştir. Söz konusu farklı-
lığın arkasında ise özellikle Endüstri Devrimi deneyiminin
olmaması yer almaktadır.
Tarihsel olarak bakıldığında, 1950’li yıllardan itibaren,
Türkiye’de kırsal alandan kentsel alanlara
ve buna paralel olarak yurtdışına doğru kitlesel
nüfus hareketleri yaşandığı ortaya çıkmaktadır.
Batı ile ilişkilerin daha yoğun olmaya başladığı,
sanayileşmenin hız kazandığı bir dönem olan
1950’li yıllar, Truman Doktrini ve Marshall yardı
mları gibi uygulamaları da içermektedir. Kentsel
alanlarda yeni iş alanlarının ortaya çıkması,
kitlesel nüfus hareketlerine yol açmıştır.
Kırsal alandan kentsel alan doğru olan bu hareketler,
kısa, orta ve uzun dönemde kentsel ortamlarda
farklı sorunların ortaya çıkmasına neden
olmuştur. Öncelikli olarak, sosyo ekonomik
seviye bakımından göreli olan yeni nüfus, kentlerin
iş merkezlerine yakın ve arazi olarak yaşama
pek de elverişli olmayan yerlerde (dere yata-
ğı, dik yamaç gibi) yaşamış ve daha sonraları da
çevresinde merkezden uzak alanlarda giderek
genişleyen halkalar şeklinde yerleşmeye devam
etmiştir (Erman, 2004:2). Gecekondu olarak kavramsallaştı
rılan bir ev modeli geliştirerek, ağırlıklı
olarak kamu arazilerine yasal olmayan şekillerde
yerleşen bu yeni nüfus, ilerleyen yıllarda pek
çok politik çıkarlara da malzeme olmuş ve olmaya
da devam etmektedir.
5
NAM A
Ç
6
NA M A Ç
182 Davranış Bilimleri-I
1. Aşağıdakilerden hangisi sosyal değişme olgusu üzerinde
etkili olan unsurlardan biri değildir?
a. Kültürel
b. Şziksel
c. Siyasal
d. Nüfus
e. Şzyolojik
2. Aşağıdaki sınışamalardan hangisi “demograŞ” alanı-
nın alt başlıklardan biri değildir?
a. Formel
b. Sosyal
c. Tarihsel
d. Toplumsal
e. Çevresel
3. Aşağıdakilerden hangisi nüfusun değişiminde etkili
olan faktörlerden biri değildir?
a. Göç alma
b. Göç verme
c. Doğum
d. Ölüm
e. Gelir seviyesi
4. Aşağıdakilerden hangisi göç olgusunun ortaya çıkması
nda etkili olan etmenleri ifade etmektedir?
a. İç göç- dış göç
b. Göç alma-göç verme
c. İtici güçler-çekici güçler
d. Ulusal göç-Uluslararası göç
e. Yatay hareketlilik-dikey hareketlilik
5. Aşağıdakilerden hangisi kentsel alandan kırsal alana
doğru hareketi içeren süreci tanımlamaktadır?
a. Karşı kentleşme
b. Yeniden kentleştirme
c. Aşırı kentleşme
d. Kentçilik
e. Primate kentler
6. Aşağıdaki kavramlardan hangisi kentsel alanlardaki
nüfus yoğunluğunun fazla olması sorununu tanımlamada
kullanılmaktadır?
a. Karşı kentleşme
b. Yeniden kentleştirme
c. Aşırı kentleşme
d. Kentçilik
e. Primate kentler
7. Aşağıdakilerden hangisi kent kültürü kavramı ile eş
anlamlıdır?
a. Karşı kentleşme
b. Yeniden kentleştirme
c. Aşırı kentleşme
d. Kentçilik
e. Primate kentler
8. Aşağıda yer alan düşünürlerden hangisi Chicago
Okulu’nun temsilcileri arasında yer almaktadır?
a. Talcott Parsons
b. Louis Wirth
c. Manuel Castells
d. David Harvey
e. Immanuel Wallerstein
9. Aşağıdakilerden hangisi kent sosyolojisinin “yapı-
salcı yaklaşım”ı benimseyen isimler arasında yer almaktadı
r?
a. David Harvey
b. Robert Park
c. Louis Wirth
d. Talcott Parsons
e. Michael Burawoy
10. “Küresel kent” kavramı aşağıdaki kuramcılardan
hangisi tarafından ortaya atılmıştır?
a. David Harvey
b. Robert Park
c. Manuel Castells
d. Michael Burawoy
e. Talcott Parsons
Kendimizi Sınayalım
7. Ünite - Toplumsal Değişme Sürecinde Kentleşme ve Nüfus 183
Erzurum’da Hes Protestosu
Erzurum’un Tortum ilçesinde yapımı sürdürülen Hidroelektrik
Santrali (HES) inşaatını protesto etmek amacıyla
yöre sakinlerince oturma eylemi yapıldı.
Tortum ilçesine bağlı Bağbaşı beldesinde bir araya gelen
yaklaşık bin kişi, eski taş ocağı mevkisinde, HES inşaatı
nda çalışan iş makinesinin önünü keserek burada
oturma eylemi yaptı. Yöre sakinleri HES’in kendilerini
mağdur edeceğini ileri sürerek taleplerinin karşılanması
halinde çalışmalara izin vereceklerini belirtti. Eylemin
gerçekleştirildiği alana gelen avukat Ercüment Şenol,
gazetecilere yaptığı açıklamada, HES çalışmalarına kimsenin
karşı olmadığını, belde halkının kanuni yollarla
haklarını aradıklarını ve hukuki çerçevenin dışına çıkılmadığı
nı söyledi. Şenol, müvekkili olduğu belde halkı-
nın sorunlarını dinlemek ve destek vermek için Erzurum
Barosu avukatlarından Mustafa Karaca, Melih Şahin
ve Muhammet Tetikçi’nin de bölgeye gelerek incelemelerde
bulunduklarını bildirdi. HES’e karşı yapılan
protestolara katılan 17 yaşındaki Leyla Yalçınkaya hakkı
nda mahkemenin verdiği karara da değinen Şenol,
gerekli itirazları yaptıklarını, verilen kararın bozulacağı-
na inandıklarını kaydetti. Şenol, “Mahkeme tarafından
HES protestolarının yapıldığı alanlara girme yasağı getirilen
kızımıza verilen cezanın hukukta yeri yok. Bu kararı
n düzeltilmesi için gerekli başvurumuzu yaptık. Kararı
n yeniden gözden geçirilerek, düzeltileceğine inanı-
yorum” diye konuştu.
Yaklaşık bine yakın belde halkının düzenlediği oturma
eyleminde A muhabirine konuşan ŞeŞka Tutaç (70) da,
HES’in yapılmasına karşı olmadıklarını, mağduriyetlerinin
giderilmesi halinde çalışmalara izin vereceklerini ifade
etti. Tutaç, arazilerini sulayamamaları halinde kuruyacağı
nı anımsatarak, “Bizim mağduriyetimiz giderilsin,
başka bir şey istemiyoruz. Yakacaksa bizi başbakanımız
yaksın. Ona güveniyoruz. Bizim mağduriyetimizi duysun.
Bizi susuz bırakmasın” dedi. Oturma eylemi yapanlardan
64 yaşındaki Nilgün Ay da, bütün umutlarının
arazileri olduğunu, yılın belirli aylarında su ihtiyaçları-
nın karşılanması halinde çalışmalara izin vereceklerini
belirtti. “Bizim gidecek başka bir yerimiz yok. Devletimize
karşı değiliz. Biz sadece hakkımız olan bir şey istiyoruz.
Bu su ortaktır. Kimsenin hakkı yok. Bizlere sormadan
buraları sattılar. Eğer sulama suyu problemimiz
çözülmezse çalışmalara kimse başlayamaz” şeklinde konuştu.
Doğduğu toprakların susuz kalmasını istemediğini
ifade eden Canip Can da (76), sabah 07.00’de başlattı
kları eylem nedeniyle aç olduklarını anımsatarak,
“Burada HES orucu tutuyoruz. Mağduriyetimiz giderilinceye
kadar da eylemlere devam edeceğiz” dedi.
HES çalışmalarını protesto etmek üzere toplanan belde
halkına destek vermek için eylemin yapıldığı alana gelen
Bağbaşı Belde Belediye Başkanı Karabey Eroğlu da,
yaz mevsiminde bağ ve bahçelerin sulanması için 4 aylı
k bir zamana ihtiyaçlarının olduğunu söyledi. Eylem
yapan belde halkıyla da görüşen Eroğlu, yaptıkları telefon
görüşmelerinde projeyi üstlenen Şrmadan 5 gün
süre istediklerini kaydederek, şöyle konuştu: “İlçe kaymakamı
mızla görüştük. Projeyi üstlenen Şrmayla yapı-
lan görüşmelerde 5 gün çalışmaları durduklarını ifade
ettiler. Biz de bu süre içerisinde tekrar görüşmelerimizi
sürdürerek, Hödük Deresi’nin yaz mevsiminde 4 ay akması
nı sağlayacağız. Aksi takdirde bizlere 4 ay bağ ve
bahçelerimizi sulama için su verilmeyeceği taahhüt edilmezse
bu eylemler devam eder. Halkın mağduriyeti giderilmedikçe
kimse çalışmalara izin vermez”. Eroğ-
lu’nun konuşmasının ardından yöre sakinleri olaysız
dağıldı.
Kaynak: http://www.haberler.com/erzurum-da-hesprotestosu-
2994522-haberi/ (erişim tarihi: 19 Aralık
2011)
Okuma Parçası
Yavaş kent
Sakin kent ya da yavaş kent olarak Türkçeleştirilen Cittaslow
kavramı, küreselleşme ile birlikte giderek standartlaşan
ya da tektipleşen kent olgusunu eleştirel bir
şekilde ele almaktadır. Ortaya çıkış itibari ile ele alındığı
takdirde bu kavramın, sosyal hayatın pek çok alanı
nda da karşılık bulduğunu söylemek mümkündür.
İtalya’da 1986 yılında fast food zincirlerinden birisinin
açılmasına karşı gerçekleşen eylem, yavaş hareketinin
ilk örneği olmuştur. Yerel kültürün korunması anlayı-
şına dayanan bu karşı çıkış, giderek daha fazla taraftar
bulmuştur. Yavaş okuma, yavaş sanat, yavaş ebeveynlik
üzerine yapılan tartışma ve uygulamalar da bu hareket
ile birlikte ortaya çıkan diğer alanlar arasında yer
almaktadırlar.
Bir kentin yavaş kent olarak kabul edilmesi için belirli
kriterler bulunmaktadır. Çevre, altyapı, teknoloji, misaŞrperverlik,
farkındalık ve yavaş yemek projelerine destek
bu kriterler arasında yer almaktadır (Cittaslow Türkiye,
2012:1). Genel olarak, çevreye duyarlığı, yerel un-
Yaşamın İçinden


184 Davranış Bilimleri-I
surlara önem verme, çevre dostu teknolojiler, yerel ekonomi
ve üretimin desteklenmesi, çevreye, insana ve
kültüre karşı duyarlı ve bilinçli olma prensiplerinin bu
kavram ve hareketin temel çıkış noktası olduğunu söylemek
mümkündür.
Yavaş kent hareketi, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de
de yansımalar bulmuş ve dört yerleşim yeri, yavaş
kent olarak kabul edilmiştir: Akyaka (Muğla), Gökçeada,
Seferihisar (İzmir), Yenipazar (Aydın) ve Taraklı
(Sakarya) uluslararası bir örgütlenme olan bu hareket
tarafından ileri sürülen kriterleri yerine getirerek bu ismi
almış bulunmaktadır.
Kaynak: Cittaslow Türkiye (2012) Cittaslow Nedir?,
erişim tarihi 29.03.2012, http://www.cittaslowturkiye.
org/?page_id=512
Kendimizi Sınayalım Yanıt Anahtarı
1. e Yanıtınız yanlış ise “Toplumsal Değişme Kavramı”
konusunu yeniden gözden geçiriniz.
2. e Yanıtınız yanlış ise “Nüfus ve DemograŞ” konusunu
yeniden gözden geçiriniz.
3. e Yanıtınız yanlış ise “Nüfus ve DemograŞ” konusunu
yeniden gözden geçiriniz.
4. c Yanıtınız yanlış ise “Nüfus ve DemograŞ” konusunu
yeniden gözden geçiriniz.
5. a Yanıtınız yanlış ise “Kent, Kentleşme ve Kent
Sosyolojisi” konusunu yeniden gözden geçiriniz.
6. c Yanıtınız yanlış ise “Kent, Kentleşme ve Kent
Sosyolojisi” konusunu yeniden gözden geçiriniz.
7. d Yanıtınız yanlış ise “Kent, Kentleşme ve Kent
Sosyolojisi” konusunu yeniden gözden geçiriniz.
8. b Yanıtınız yanlış ise “Kent, Kentleşme ve Kent
Sosyolojisi” konusunu yeniden gözden geçiriniz.
9. a Yanıtınız yanlış ise “Kent, Kentleşme ve Kent
Sosyolojisi” konusunu yeniden gözden geçiriniz.
10. c Yanıtınız yanlış ise “Kent, Kentleşme ve Kent
Sosyolojisi” konusunu yeniden gözden geçiriniz.
Sıra Sizde 1
On yıl öncesi ile bugünü karşılaştırdığımızda, yakın ve
uzak Şziksel ve sosyal çevrelerimizde çok sayıda değişimler
yaşanmış olabilmektedir. Söz gelimi, farklı bir
yerleşim bölgesine taşınmış olabilirsiniz. Medeni durumunuzda
bir değişim yaşanmış olabilir. İş yaşantınızda
bir farklılaşma söz konusu olabilir.
Sıra Sizde 2
2011 yılı sonlarında Van İlimizde meydana gelen deprem,
kentin statükosunda değişimlerin ortaya çıkması-
na neden olmuştur. Sosyal, ekonomik, kültürel ve politik
hayatta bu değişimler gözlenmiştir. Buna ek olarak,
son on yılda küresel ölçekte de büyük değişimler yaşanmı
ştır. Afganistan ve Irak’ta oluşan dönüşümler, Arap
Baharı sürecinde yaşanan farklılaşmalar bu duruma örnek
olarak verilebilir.
Sıra Sizde 3
Türkiye’de 1950’li ve 1960’lı yıllarda ortaya çıkan iç ve
dış göç olgularında özellikle ekonomik unsurlar çekici
güç olarak karşımıza çıkmaktadır. Kırsal alandaki ekonomik
yetersizlikler nedeni ile kentsel alanlara ve farklı
ülkelere doğru bir nüfus hareketi söz konusu olmuştur.
Buna ek olarak bahsi geçen bu ekonomik unsurları
aynı zamanda çekici güçler olarak da kabul etmek
mümkündür. Çevresel değişmeler (deprem, sel, toprak
kayması, toprağın verimsizleşmesi, barajların yapılması
gibi) ve güvenlik nedeni ile yapılan göçlerde de söz konusu
değişimler (çevresel değişmeler ve güvenlik gereksinimi)
itici güç olarak ele alınabilir.
Sıra Sizde 4
Kırsal alandan kentsel alana doğru yaşanan iç göç olgusunda,
kentsel alanların hazır olmaması nedeni ile
önemli sıkıntılar söz konusu olmaktadır. Bu sıkıntıların
başında altyapı ve hizmet yetersizlikleri ilk sıralarda yer
almaktadır. Buna ek olarak, kentlerin tümüne doğru
göreli olarak dengeli bir nüfus hareketinin olmaması,
bazı kentlerde aşırı bir nüfus yoğunluğuna neden olmakta
ve bu durum da bahsi geçen sorunların şiddetinin
artmasına yol açmaktadır.
Sıra Sizde Yanıt Anahtarı
7. Ünite - Toplumsal Değişme Sürecinde Kentleşme ve Nüfus 185
Sıra Sizde 5
Kentleşme süreci eleştirel bir bakış açısı ile ele alındı-
ğında Castells tarafından ileri sürülen kolektif tüketiminin
gerçekleştiği alanlardan bir tanesinin de alışveriş
merkezleri olduğunu söylemek yanlış bir değerlendirme
olmayacaktır. Farklı alanlardaki maddi ihtiyaçların
(giyim, gıda, ev yapım malzemeleri gibi) karşılanması
konusunda sağladığı imkânlara ek olarak, boş zaman
etkinliklerini (alışveriş yapmak, sinemaya gitmek, kafelerde
vakit geçirmek gibi) içermesi de bu tüketimin gerçekleşmesinde
önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadı
r.
Sıra Sizde 6
Ötekileştirme süreci, sosyolojik olarak bizden olmayanlara
yönelik gerçekleştirilen bir damgalama, ayrımcılık
ve dışlama süreci olarak karşımıza çıkmaktadır. Farklı
etnik kökenlere sahip olan kişi ya da gruplara, farklı
yaşlarda olanlara, kadınlara karşı böyle bir algının yakı
n çevremizde olması oldukça yüksek bir olasılıktır.
Bruce, S. ve Yaerley, S. (2006). The Sage Dictionary
of Sociology, London: SAGE.
Caldwell, J. C. (2003). Demography, History of, iç.
Encyclopedia of Population (P. Demeny ve G.
Mcnicoll Der.), New York: Macmillan.
Gottdiener, M. ve Budd, L. (2005). Key Concepts in
Urban Studies, London: Sage.
Champion, T. (2003). Cities, Future of, iç. Encyclopedia
of Population (Der. P. Demeny ve G. Mcnicoll),
New York: Macmillan.
Erman, T. (2004). “Gecekondu Çalışmalarında ‘Öteki’
Olarak Gecekondulu Kurguları”, European Journal
of Turkish Studies, http://www.ejts.org/document85.
html
şanagan, W. G. (2010). Urban Sociology: Images and
Structure, New York: Rowman & LittleŞeld.
Giddens, A. (2008). Sosyoloji, İstanbul: Kırmızı.
Henslin, J. M. (2008). Sociology: A Down to Earth
Approach, NewYork: Pearson.
Hoffman, J. (2006). Social Change, iç. The Cambridge
Dictionary of Sociology (Ed. B. Turner), New
York: Cambridge.
Jones, G.W. (2003). Urbanization, iç. Encyclopedia of
Population (P. Demeny ve G. Mcnicoll Der.), New
York: Macmillan.
Mitchell, C. J. A. (2004). “Making Sense of Counterurbanization”,
Journal of Rural Studies, 20: 15-34.
Odabaş, Z. Y. (2007). Zorunlu Göç Mağduru Kadınlar,
iç. Yeni Toplumsal Travmalar, (Ed. A. Kasapoğ-
lu), Ankara: Referans.
Odabaş, Z. Y. (2010). Sürdürülebilir Afet Yönetimi
ve Kadın, Ankara: Ankara Üniversitesi.
Pickvance, C. (2006). Urbanism, iç. Sociology The Key
Concepts, ( Ed. J. Scott), London: Routledge.
Ritzer, G. (1998) Toplumun McDonaldlaştırılması,
İstanbul: Ayrıntı.
Sztompka, P. (2006). Change and Development, iç.
Sociology The Key Concepts, (Ed. J. Scott),
London: Routledge.
White, M. J. (2003). Rural-Urban Balance iç.
Encyclopedia of Population (P. Demeny ve G.
Mcnicoll Der.), New York: Macmillan.
Woods, R. (2003). Cities, iç. Encyclopedia of
Population (P. Demeny ve G. Mcnicoll Der.), New
York: Macmillan.
Share this article :

Yorum Gönder

 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. Aofdersnotlari - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website Published by Mas Template
Proudly powered by Blogger